MİLLİ BİRLİK HAREKETİ

Korku ve baskıyla gündem saptırılarak ülkemizin gerçek sorunlarının gözardı edilmesine gözyummadan milli birlik ve beraberlik içinde vatanına, milletine, dini ve milli değerlerine, cumhuriyetine korkmadan sahip çıkmak isteyen onurlu TÜRK insanının sesidir
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No 1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No 1   Paz Şub. 01, 2009 6:07 pm

I.
******'ün 100. Doğum Yıldönümünde "******çülük-Kemalizm" in bir ideoloji olarak oluşturulması ve ideolojik arayış içinde bulunan toplumumuzun ve gençlerimizin ulusal bir ideoloji etrafında birleştirilerek, Türkiye'ye ve Kemalizm'e düşman çevrelerin ideolojik tuzaklarına düşmekten kurtarılması büyük önem taşımaktadır. Öteden beri, kanaatimiz şudur ki, ******'ün 100. Doğum Yıldönümü dolayısı ile yapılacak çalışmaların ve masrafların gerisinde, ilerisi için bize kalacak en anlamlı ve hatta tek anlamlı eser, Kemalist İdeolojinin oluşturularak Türk Toplumunun ve kuşaklarının istifadesine sunulması ve Kemalizm sadece mazide yaşanmış parlak bir "Tarihsel Olay" değil, Türk Toplumunun tüm sorunlarının çözümünde kullanılacak ve geleceğe dönük sürekli bir dinamizm olduğunun ve bunun Ulusal Egemenlik, Milliyetçilik, Laiklik, Pragmatik Akılcılık gibi ilkelere sahip bulunan bir "Ulusal Modernleşme" ideolojisi olduğunun anlatılmasıdır.
Öyle ise, hareket noktası olacak baş sorun "İdeoloji" deyiminden ne anlaşılması gerektiğidir.
"İdeoloji" deyiminin ilk defa Fransız Devrimi esnasında ortaya atıldığını ve 1796'da Destutt de Tracy tarafından kullanıldığını görüyoruz. Çağımızın ünlü Fransız siyaset bilimcisi ve Anayasa, Hukuku Profesörü Maurice Duverger'in vurguladığı gibi, ideolojiler, fikir, düşünce ve inanç sistemleridir. İdeoloji deyiminin 1796'dan bu yana kullanıldığı 200 yıla yakın bir süre zarfında açık-saçık bir muhteva taşıdığı söylenemez. Bununla birlikte ideolojinin felsefeden ziyade, bir düşünce tarzı olduğu ve politikayı değil, siyasal aksiyonun programını oluşturduğu konusunda genel bir mutabakat vardır.
Böyle olunca da Kemalizm'in ulusal modernleşmenin inanç sistemi ve aksiyon programı olmak yönünden bir ideoloji olduğu ortaya çıkar.
İdeolojiden çok söz eden ve üç ciltlik bir "Alman İdeolojisi" adlı eseri kaleme alan Karl Marx'ın bile ideolojiden neyi kasdettiğini ve herşeyden önce, ideolojinin içeriliğinin ne olduğunu açıkça anlattığı söylenemez. Buna rağmen, Marksist olmayan yazarlar Marksizmi başlıca ideoloji örneği kabul ederler.
Marx'ın çok sık kullandığı ve fakat içeriliğini anlatıldığı ideolojinin toplumsal sınıfların eseri olduğu anlaşılmakta ve Marksistler ideolojileri sadece toplumsal sınıfların ifadesi olarak kabul etmektedirler.
Oysa, yine Prof. Duverger'in de vurguladığı gibi, çağımızda ideolojilerin gelişmelerinde sınıflardan başka daha birçok unsurlar yer alır. Meselâ; merkezileşme ve bürokrasi üzerindeki ideolojiler aynı sınıfın içindeki yönetenlerle yönetilenler arasındaki anlaşmazlıklar, merkezleşme aleyhindeki ideolojiler ise Başkent'e karşı Taşra'nın emellerini ortaya koyar, Kemalizm gibi, Milliyetçi ideolojiler özgürlük ve bağımsızlığı tehlikeye girmiş bir ülkenin sınıfsal değil, ulusal bir başkaldırsı neticesinde oluşmuştur.
İdeolojilerin toplum güçlerini yansıtmaları, ideolojilerde düşünürlerin ve sistem yaratıcılarının büyük bir etki yapmadığı anlamına gelmez. Marx olmasa idi, nasıl olsa yine bir Sosyalist İdeoloji olacak ve fakat aynı muhtevaya, nüfuz ve yayılma gücüne sahip bulunmayacaktır. Mustafa Kemal'de, Montosquieu Adam Smith, Karl Marx ve Victor Hugo gibi, kendi çağlarının ve toplumlarının haykırışlarını aksettiren "sesli yankılar" dır. Bunlar toplumsal güçlerin bir çeşit aletleri ve organlandır:
Kurdukları sistemler, sadece kafaların içinde kendiliğinden doğup dışarıya fışkırmaz, bu sistemlerin unsurları toplumdan gelir, onlar da toplumun ihtiyaçlarına tercüman olurlar. Fakat sistem ve ideoloji yaratıcıları sadece kaydedici aletler durumunda oldukları zannedilmemelidir.
Toplum onlara taş, kaya verir, onlar da, bu taşlarla ve kayaları yapıyı veya heykeli oluştururlar. Yani, görevleri bir mimarı ve heykeltıraşı andırır. Kişisel dehalarının etkisi ve sentez yapma yetenekleri çok önemlidir. Birçok ideolojiler, bunların dağınık unsurlarına, düzen verecek, bütün parçaları birbirine kuvvetle geçmiş bir sistem hâline koyacak birinci sınıf bir düşünürü bulamamış olmanın çok acısını çekmişlerdir. Faşizm ve Hristiyan Demokratlıkta bir Karl Marx'm olmaması bu ideolojilerin gelişimini oldukça güçleştirmiştir. Sistem ve ideoloji yaratanın ifade gücü, sentez yapma yeteneği kadar önemlidir. Mustafa Kemal ****** bu bakımdan da emsalsizdir.
İdeolojilerin, politik çatışmaların gelişiminde; bir yandan iktidarları ve muhalefetleri düzene sokup, sistemleştirmek, diğer taraftan anlamaya veya anlaşmazlığa değerler üzerinden bir itiraz niteliği vermek gibi niteliği vardır. İdeolojilerin her şeyden önce vatandaşların politik bilinçlerini geliştirmeye yaradığıi da inkâr edilemez.
II.
1981 yılının ******'ün 100. Doğum Yıldönümü olması ve 12 Eylül Hareketi Yönetiminin çalışmalarına Kemalizm'I bir temel olarak kabul etmesi, Türk kamuoyunda "******çülük-Kemalizm" konusu üstündeki düşünce alışverişini giderek artırmıştır.
Kemalist düşüncenin oluşturulması bakımından bunu çok mutlu ve olumlu bir gelişme olarak karşılıyoruz.
Bu arada üstünde en çok durulan konulardan biri, Kemalizm'in bir ideoloji olup olmadığıdır. Kemalizm'in bir ideoloji olmadığını ileri sürenler genellikle ideolojilerin değişmez kalıplarıyla düşünmeyi gerektirdiği temelinden hareket etmektedirler.
Bu görüşü ileri sürenler, iki "siyaset bilimi" gerçeğini gözönünde tutmadan yola çııkmaktadırlar.
Bu gerçeklerden birisi, "ideoloji" kavramından çağımızda ve siyaset biliminde ne anlaşılmsı gerektiğidir. Prof. Maurice Duverger'in de vurguladığı ve bizim de yukarıda değindiğimiz gibi, ideolojiler düşünce ve inanç sistemleridir. İdeolojinin bir düşünce tarzı olduğu ve siyasal aksiyon programını oluşturduğu konusunda genel bir uzlaşma vardır. İdeolojik düşünmenin mutlaka değişmez kalıplarla düşünmek demek olmadığı, bu kısa tanımlardan bile ortaya çıkar.
Fakat, çağdaş siyaset biliminin ikinci ve asıl önemli gerçeği şudur: Günümüzde ünlü siyaset bilimcisi William Ebenstein'in de vurguladığı gibi; ideolojileri "Doğmatik - Totaliter" ve "Pragmatik - Demokratik" diye iki ana gruba ayırmak mümkündür.
Marksizm-Leninizm, sol'un, Nasyonal Sosyalizm ve Faşizm sağ'ın doğmatik ve totaliter ideolojileridir. Aralarında "Demokratik Sosyalizm" de bulunmak üzere, tüm çağdaş özgürlükçü rejimlerin, "Demokratik" olan ideolojilerinin temeli, "doğmatizm" değil, "Rasyonal Ampirizm" ya da "Pragmatizm" dir. "Mutlak" ve "değişmez" gerçekleri savunduğuna inanan "Doğmatizm'' e karşılık ''Pragmatizm'' mutlak gerçek yerine, ''deney''e yani akıl ve bilimin gözlem ve bulgularına dayanan ve dolayısıyla zaman içinde değişen gerçekleri de kabul eder.
Faşizm'in , ''liderin yanılmazlıığı'' ya da ''üstün ırk'' Marsizm-Leninizm'in ''sınıf'' ya da ''sınıf kavgası'' , ''Liberal Kapitalizm''in ''Görülmez el'' gibi değişmez ve dolayısile, "Doğmatik" kavramlara dayanmasına karşın, "Özgürlükçü Demokrasi" ideolojileri, politikasının temeli olarak akıl ve bilimin verilerine göre değişen gerçekleri ve kişiyi kabul eder.
Kemalizm; bir yandan akıl ve bilime dayandığı yani ''Pragmatik'' bir, nitelik taşıdığı, öte yandan ise, ''Ulusal Egemenlik" ilkesinden yola çıktığı ve özgürlükçü plüralist toplumun yaratılmasını öngördüğü için, "Pragmatik" ve "demokratik" ideolojiler arasında yer alır.
Bu nedenle, Kemalizm'in bir ideoloji olduğuna kuşku yoktur.
Kemalizm'in bir "Ulusal Modernleşme" ideolojisi olduğu ve pragmatizm, pozitivizm ve realizmi içeren bir plüralizm'e lâiklik, Ulusal Egemenliğin, siyasal ve sosyal temeli olan Halkçılık ve ekonomik görüşü yansıtan "ampirik devletçilik" gibi ilkelere ve mesajlara dayandığı ortadadır.
Son yıllarda, Japonya'nın Osaka Üniversitesi profesörlerinden Masakazu Yamazaki de yayınladığı bir makalede, modernleşmeyi, Marksizm Leninizm ve katı sağ kanat muhafazakarlılığı gibi katı ideolojilerden farklı bir "yaşam tarzı" anlamında yumuşak, plüralist ve esnek bir ideoloji olarak kabul etmiş ve bunun laiklik, pragmatik akılcılık ve ulusal çıkârları gözetmek gibi nitelikleri olduğunu söylemiştir.
Kemalizm'in bir ideoloji olduğu bilimsel gerçeği üstünde ısrar edişimizin pratik nedeni, yukarıda da vurguladığımız gibi; arayış içinde bulunan toplumun ve gençlerin ulusal bir ideoloji etrafında birleştirilerek Türkiye' ve Kemalizm'e düşman çevrelerin ideolojik tuzaklarına düşmekten kurtarılmasıdır.
Kemalizm, sadece geçmişte yaşanmış parlak bir "tarihsel olay" değil, Türk Toplumunun tüm soruınlarının çözümünde kullanılacak ve geleceğe dönük, sürekli bir yöntem ve dinamizmdir.


En son AAFAKTÖR tarafından Paz Şub. 01, 2009 6:10 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No. 2   Paz Şub. 01, 2009 6:08 pm

III
Toplumumuzun ve aydınlarımızın en büyük yanlışı "Kemalizm"e, Kemalizm dışında ayrı ve çok defa "ithal marka" bir ideoloji aramak ve onu "Marksizm-Leninizm", ''Nasyonal Sosyalizm", ''Faşizm'' ve ''Liberal Kapitalizm" gibi katı, dogmatik ve totaliter ideolojilere oturtmak girişimi ve özentisi olmuştur.
Zira çağımız siyaset bilimcilerinin de vurguladıkları gibi ve özellikle Türkiye gibi gelişme yolundaki ülkelerin en baskın ve yaygın ideolojisi, "modernleşme" veya "çağdaşlaşma" kelimeleri ile ifade ettiğimiz akımdır.
Hiç şüphe yok ki, "Çağdaşlaşma İdeolojisi" olarak adlandırılan bu akımın bir takım nitelikleri vardır. Bu niteliklerin birincisi bu ideolojinin değişmez ve katı doğmalara dayanmayıp akıl ve bilimden esinlenen pragmatik, rasyonalist ve "esnek" bir ideoloji olması ve bu anlamda katı ve dogmatik ve totaliter ideolojilerden farklı olarak Ulusal Egemenliğe İnsan Haklarına dayalı bir "hayat tarzı" nı oluşturmasıdır.
Çağdaşlaşma ideolojisinin bir diğer niteliği "laiklik" ilkesini benimsemesidir. Çünkü "Dini Fanatizm" her türlü modernleşme, çağdaşlaşma, ve yenileşme hareketlerine karşı çok önemli bir engel teşkil eder. Türk ve Dünya Tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur. Bu ideolojide "Din", "din ve vicdan ve ibadet özgürlükleri" ferdî birer müessese olarak, devletin güvencesi altında olup, "din adına" toplumun çağşlaşmasına engel olma girişim ve eylemlerine yer yoktur.
Fakat "Modernleşme - Çağdaşlaşma" ideolojisinin en önemli niteliği bunun "Milliyetçi - Ulusal" bir nitelik taşımasıdır. Bu anlamda olmak üzere, çağımızın ünlü Siyaset Bilimicisi Paul E. Sigmund Jr. "THE IDEOLOGIES OF THE DEVELOPING NATIONS - Gelişmekte Olan Ülkelerin İdeolojileri" adlı eserinde, gelişme yolundaki iilkelerin en etkin ideolojisinin "MODERNIZING NATIONALISME'' - Modernleştirici Milliyetçilik" ideolojisi olduğunu söylemekte ve bunun hem Batı Liberalizm'inden hem de Sovyet Kolektivizm'inden farklı olduğunu, Batı ve Doğunun her iki sisteminin düşüncelerinden, deneylerinden yararlandığını, Ulusal Bağımsızlık, hızlı ekonomik kalkınma, ulusal devletin yaratılması ve bu devletin yönetim biçiminin halka dayalı bir hüviyete dayanması amaçlarını da içerdiğini yazmaktadır.
Kanaatimizce, bütün bir amaçları ve nitelikleri "Kemalist Modernleşme" örneğinde bulmak ve görmek mümkündür. Gerçekten Mustafa Kemal, Hindistanlı lider Nehru'nun deyimi ile herşeyden önce Doğu'da "Modern Çağın" yapıcısıdır. Esasen Paul E. Sigmund Jr. de Kemalizm'i "Çağdaşlaştırıcı Ulusçuluk" ideolojisinin ilk uygulaması olarak kabul etmektedir.
"Çağdaşlaşma" hareketinin bir ideoloji olarak, ele alınması için onun millete dayanması yani ''Milliyetçi - Ulusçu'' veya ''ulusal'' bir nitelik taşıması lazımdır. Bu anlamda olmak üzere "Japon Tarihine giriş" adlı ve isabetli tahlit ve gözlemlerinden dolayı, Japonlar tarafından bastırılan eserinde Amerikalı Scott F. Runble'ın belirttiği gibi "Ekonomik Mucize" olarak adlandırılan Japon Modernleşmesinin en büyük kaynâğı Japon halkının hüner ve çalışkanlığıdır.
İşte ******'te bütün girişmlerinde "Türk Ulusu" na dayanmış, güvenmiş ve ondaki olumlu nitelikleri sezmiştir. 29 Ekim 1933'te 10. Cumhuriyet Yıldönümü dolayısile, Ankara'da yapılan büyük törende verdiği 10. Yıl Nutku, bu imanını ve yaklaşımını ortaya koymaktadır:
''Türk Ulusu... Az zamanda çok ve büyük işler yaptık . . . Buradaki başarıyı Türk Ulusunun ve onun değerli Ordusunun bir ve beraber olarak azimle borçluyus. Fakat yaptıklarımızı hiç bir zaman yeterli görmeyiz . . . Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorluğunda ve azmindeyiz. Yardımımıza dünyanın en bayındır ve uygar ülkeler düzeyine çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkara cağız.
Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici görüşüne göre değil, çağımızın hız ve harekete kavramına göre düşünülmedir. Geçen zamana oranla daha çok çalışacağız. Bunda da başarılı olacağımıza kuşkum yoktur.
Çünkü Türk Ulusunun karakteri yüksektir. Türk Ulusu çalışkandır. Türk Ulusu zekidir. Çünkü Türk Ulusu, Ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve Çünkü Türk Ulusunun yürümekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet bilimdir. Bunun içindir ki, ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz, çalışkanlığını, doğuştan zekâsını bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusunu, ara vermeden ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek, geliştirmek ulusal ülkümüzdür.
. . . Büyük Türk Ulusu, onbeş yıldanberi, giriştiğimiz işler de başarı vadeden çok sözlerimi işittin... Hiç bir an kuşkum yoktur ki. Türklüğün unutulmaz büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonraki gelişmesi ile, geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No. 3   Paz Şub. 01, 2009 6:09 pm

IV
Biz Kemalizm konusunda açık seçik beyanda bulunanların görüşlerini - eğer bu görüşlerin değerlendirilmesi veya cevaplandırılması Kemalist İdeolojinin açıklanmasına yarar sağlarsa - tartışmaya önem veriyoruz.
1980 yılının Kasım ayında aylık bir meslek dergisinin ****** konusunda düzenlediği bir açık oturuma katılmıştım. Aynı açık oturumda yer alan ve ****** üzerine yazılmış yüzlerce eseri satır satır okuduğunu beyan eden genç bir öğretim üyesi, benim "****** İdeolojisi" deyimime karşı çıkarak, özetle şunları söyledi: "Kanımca bir ****** İdeolojisi değil, Epistomoloji söz konusudur. Yani ideoloji nasıl bir sosyal süreç ise ve kütleyi gerektiriyor ise, Epistomoloji de kişiyi gerektiriyor. Yani bir ideoloji varsa, o ideolojinin peşinden giden kütlelerin mutlaka bulunması lazım. Sadece ******'ün varlığı bir ******çü ideolojinin varlığı için yeterli değil."
Genç öğretim üyesi, "Epistomoloji" deyimi ile neyi kastettiğini söylememekle beraber, ''Episteme - Bilgi'' ve ''Logos Bilim" kelimelerinden oluşan bu deyimin felsefenin bilgi teorisine ait kolunu oluşturduğu ve bizde "Bilgi Bilimi" veya "Bilgi Kuramı" sözcükleri ile ifade edildiği bilindiğine göre, kendisinin "****** Epistomolojisi" sözü ile Kemalizmi ideoloji olarak değil, sadece bir "****** Bilgisi" olarak ele aldığı anlaşılıyordu.
Ben de özetle şunları söyledim: Mustafa Kemal esas itibarile katı bir doktrin taraftarı değildi, aksiyon adamı idi. Yalnız ben, Mustafa Kemal'in düşünce ve aksiyonlarından oluşan Kemalizm'in katı, doğmatik bir ideoloji değil, pragmatik, ampirik, yani akıl ve bilim verilerine göre değişen ve fakat belirli nitelikleri de olan bir ideoloji olduğunu söylüyor ve buna ideoloji derken, bir "yaşama tarzı " anlamında, yani bugünkü siyaset bilimcilerinin kabul ettiği anlamda bu deyimi kullanıyorum. Kemalizm' i esas itibarile Batı'nın Demokratik İdeolojileri içinde düşünüyorum. Bu görüşüm iki nedene dayanıyor: Bir kere Kemalizm ampirik ve pragmatik esastan hareket ediyor; akıl ve bilimden, ikincisi Ulusal Egemenliğe, İnsan Hakları Beyannamelerindeki temele dayalı ve Türkiye'de özgürlükçü bir rejimi gerçekleştirmeye yöneliktir. Hepimizin bir kabahatı var. Biz Kemalist İdeolojiyi kristalize etmemişiz. "kişi" olarak ****** ile uğraşmışız, Sarı saç, yeşil göz edebiyatı yapmış ve çok defa orada kalmışız. "Fikir" olarak ******çülük ihmal edilmiş. Ben diyorum ki, ******'ün 100. Doğum Yıldönümü Kemalist İdeolojinin Türkiye'de ve dünyada tartışılarak, oluşturulması için bir büyük fırsattır. Kemalist ideoloji ve bu ideolojinin peşinden giden kitleler vardır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Egemen ideolojisi budur. Türk aydının, Türk gencinin, Türk insanının egemen ideolojisi budur. Ama biz Türk aydını olarak bunu kristalize etmediğimiz için, "Kemalist" 'im diyen bir kimseye bunun ne olduğunu sorduğumuzda, genellikle, ''Ben Mustafa Kemal'i seviyorum ******çüyüm" gibi bir cevap alıyorsunuz. Oysa Kemalizm aynı zamanda bir yöntemdir. Nasıl bir Marksist Metod varsa, bir Kemalist Metod da vardır. Nasıl bir Marksistin sakallı Karl Marx'ı sevmesi şart değilse, her Kemalist'in, arzu edilmek ve doğal karşılarmakla birlikte, benim gibi Mustafa Kemal'e hayran olması da zaruret değildir. Önemli olan, kullanılan yöntemdir. Eğer biz ******'ün temel ilkelerine bağlı kalarak, akılcı ve bilimci bir yöntem ile maliye konusuna, enerji konusuna, dış politika konusuna, sağlık konusuna, güvenlik konusuna, nüfus patlaması konusuna, çağımızın bilimsel yeniliklerine göre eğiliyorsak; ******'ün ayrıca fiziğini sevmesek bile birer Kemalistiz. Zira "Kemalist Metod' önemlidir.
Bu anlamda Kemalizm, Mustafa Kemal'in şahsından öteye bir şeydir. Ama yeter ki biz aydınlar bunun üzerinde duralım. Yani ''Mustafa Kemal öldü, artık Kemalizm de yok" demeyelim. Çünkü Mustafa Kemal'in eylemleri var, düşünceleri var ve bunlar bir bütünü oluşturuyorlar. Bağımsızlık, Milliyetçilik, Laiklik, Ulusal Egemenlik ve Halkçılık,Pragmatik Akılcılık gibi ilkeleri var. İşte biz bunlardan Ulusal Modernleşme sistemimin oluşturmak zorundayız. Üstelik böyle bir sistem Pragmatik- amprik olduğu için, geçen yüzyılda ve özellikle 1929 Dünya Ekonomik Krizinde Liberal Kapitalizm'in, günümüzde de Marksizm-Leninizm'in düştüğü bunalıma düşmemek gibi, bir üstünlük arzediyor· Bugün Çin'de Denk çıkıyor ve dogmatik Mao'yu rafa kaldırıyor; bugün Polonya'da Marksist ekonominin çatırdadığını görüyoruz. Siyasal yönden Marksist-Leninist olan Macaristan, piyasa ekosomisi uygulayarak Marksizm'in dar doğmasından ayrılıyor. Kemalizm' in doğmatik ve totaliter ideolojilere karşı üstünlüğü sürekli dinamizmidir. Ancak Mustafa Kemal gibi bir kimse inklapçılığı ilke olarak kabul ediyor.
Öteki ideolojilerin liderleri kehanetlerini hep dondurmuştur. Biz Kemalizm'in sürekli dinamizmini, ******'ün temel ilkeleri doğrultusunda ve akılcı bilimci bir yöntem ile sürdürmek ve ulusal bir ideoloji halinde oluşturacağımız Kemalizm'i Türkiye Cumhuriyetinin yaşayan ve uygulanan bilinçli bir kuralı haline getirmek durumunda ve zorundayız.''
1968-69 ders yılında, New York'un Colombîa Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsünde, doktora talebelerine verdiğim ve İstanbul Hukuk Fakültesi tarafından kitap olarak yayınlanan ders takrirlerinden birinde, Kemalizm'in Türkiye içinde sürekli olarak devam aden devrimin güdücü ruhu olduğunu söylemiştim. Nitekim ******'ün ölümünden 42 yıl ******'ün eserini emanet ettiği kuşakların tehlikli bölgeye sürüklenen Türkiye Cumhuriyetine 12 Eylül 1980'de sahip çıkmasını ve bu zorunlu harekâtın Türk Milletinin büyük çoğunluğunca onaylanmasını ve alkışlanmasını yukarıda, gözlemimin somut bir delili olarak kaşılıyor ne Türkiye'de Kemalist İdeoloji peşinden giden kitlelerin varlığına örnek gösteriyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No. 4   Paz Şub. 01, 2009 6:10 pm

V
Maurice Duverger, 1964'te yayınlanan ve dilimize de çevrilen "Introduction a la Politique - olitikaya Giriş" adlı eserinde, Marksistlere göre ideolojilerin sadece sınıfları yansıttığını vurguladıktan sonra şunaları yazar: "1796'da Destutt de Tracy'nin icat ettiği "ideoloji" sözü Marx tarafından başka bir anlamda yeniden ele alınmış ve bugün artık sık sık kullanılır olmuştur. İdeolojiler fikir, düşünce ve inanç sistemleridir. Marksistlere göre ideolojileri toplumsal sınıflar yaratırlar. İdeolojilerle toplumasal sınıflar (Marx'a göre) tek ve aynı gerçeğin birbirini tamamlayan iki yönünden başka, şey değildirler. Karl Marx 1847'de çıkardığı "Felsefenin Sefaleti" adlı kitabında şunları yazar : "Kendi maddesel üreticiliklerine uygun olarak toplumsal ilişkileri kuran aynı insanlar, yine kendi toplumsal ilişkilerine uygun olarak prensipleri, entellektüel kategorileri de üretirler." Marx ideoloji terimini çok sık kullanmıştır : Üç ciltlik "Alman ideolojisi" adlı eserinde, bu sözü başlık yapmıştır. Bu eserde İdeolojiler, sınıfların durumlarını haklı göstermek amacını güden düşüncelerle görüşlerden meydana gelme sistemlerdir.
Duverger'ye göre; Marx'ın bu görüşü, Mars'ın eserlerini yazdığı çağı durumuna belirli bir ölçüde uygundu. Zira o sıralarda ideolojiler de, siyasi partiler gibi, özellikle toplumsal sınıflarla ilgiliydi. Muhafazakâr ideoloji ile Liberal İdeolojinin Fransız İhtilâlinden beri sürüp giden çatışması, toprak aristokrasisi ile sanayici, tüccar, bankacı ve entellektüel burjuvazi arasındaki anlaşmazlığı açıkça göstermekteydi. Sonradan Sosyalist İdeoloji sanayileşme ile gelişen yeni bir toplumsal sınıfın, Proletaryanın ihtiyaçlarını, isteklerini ve emellerini ifade etti.
Fakat Prof. Duverger gibi sol düşünceye hoşgörü ve sempati gösteren düşünüre göre bile : Marksist görüş kendi devrinde dahi, toplum sınıflarına oranla ideolojilerin birbirlerine bağlılığını mübalağa etmekteydi. Zira ideolojilerin gelişmelerinde sınıflardan başka daha birçok unsurlar da yer almaktadır. Meselâ Milliyetçi ideolojiler, bazan, başka bir ülkenin boyunduruğundaki bir ülkenin bütün sınıflarının ortak ihtiyaçlarını ifade ederler.
Nitekim Kemalizm, bu satırlar yazarının yıllardan beri çeşitli vesilelerle vurguladığı gibi, "sınıfsal" değil "Ulusal" bir ideolojidir. Kemalizm'i, bir "Modernleştirici Milliyetçilik" veya "Ulusal Modernleşme" ideolojisi olarak kabul eden görüş, Türkiye içinde ve dışında giderek yaygınlık kazanmaktadır.
Hal böyleyken, bir öğretim üyesi Ekim 1980'de yayınladığı "Kemalizm'in Özü, Görüşler, Düşünceler" adlı kitabının önsözünde : "12 Eylülü izleyen günlerde "Kemalizm" sözcüğü eskisinden de yaygın bir biçimde kullanılmaya başlandı. Ancak herkesin Kemalizm'den anladığı, ya da anlamak istediği başka şeyler oluyor. Bu bakımdan daha eski yazılarımdan ikisini de katarak bu derlemeyi bir an önce yayınlamaya karar verdim. Bu kitaba seçtiğim yazılar genellikle belli bir dünya görüşünün değişik yönlerini vurgulama savında, özgün yazılardır'' dedikten ve Kemalizm'in adını Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşının Başkumandanı ve Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Mustafa Kemal'den alan bir ideoloji olduğunu ve fakat Kemalizm'de fazla bir sistemleşme olmadığını belirtmek suretiyle, yani ideoloji niteliğini "lütfen" kabul ettikten sonra, konuya şu sözlerle giriyor : "Kemalizm'i sağlıklı bir şekilde anlayabilmek için Osmanlı İmparatorluğunda Tanzimatla birlikte başlayan "Batılılaşma" çabalarını ve bunun ardındaki sınıfsal dürtüleri iyi anlamak gerekir. Bunu anlamak için de Osmanlı toplumunun sınıf yapısı başlangıcından itibaren ele alınmalıdır." Yazarın bu beyanından, Önsözünde bahsettiği "belli bir dünya görüşü"nün Marksizm olduğunu; yami yazarın, ulusa bir modernleşme ideolojisi olan ve kendine özgü analitik, pragmatik ve ampirik metodu bulunan Kemalizm'i Marksist metod ve yorum ile açıklamağa kalkıştığını görüyoruz.
Orta çağdan bu yana Türk-İslâm Devletlerinin Kuruluş, gelişme, çöküş ve yeniden örgütlenme süreçlerini incelediğimiz zaman, Kapıkulunun ortak bir olgu olarak karşımıza çıktığını vurgulayan yazar, Kapıkulu yaratılmasının ana nedeninin merkezin iç ve dış düşmanlarına karşı koyabilmek için, elinin altında, kendisine sıkı bir şekilde bağlı, düzenli bir kadro bulundurulması dileği olduğunu ve Kemalizm'in, bünyesi değişen yeni Kapıkulunun ideolojisi ve uygulaması olarak karşımıza çıktığını söyleyebilmektedir.
Herşeyi "sınıf" esası ile açıklamak uğruna, dogmatik bir görüşten ve önyargılarla yola çıkan bir kafanın, Ulus Egemenliğe, laikliğe, Halkçılığa dayalı dinamik bir Ulusal Modernleşme ideolojisi olan Kemalizm yeni Kapıkulu oluşturmak amacı ile kurulmuş bir ideoloji olarak tanımlamasını hayret ve ibretle karşılıyoruz.
Kanaatimiz şudur ki : Kemalizm'in ideoloji olduğunu inkâr etmek yoluna gitmemekle birlikte, Kemalist ideolojiyi kendi saplantılarıma göre tahrif etmek te "Kemalizm Düşmanlığı"nın bir türüdür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No. 5   Paz Şub. 01, 2009 6:13 pm

VI
Mustafa Kemal'in Millî Mücadelenin başından itibaren Millî Eğitim davası üzerinde durduğunu, 15 Temmuz 1921'de ilk Millî Eğitim Kongresini açarken şu önemli sözlerle konuya dokunduğunu görüyoruz :
"Şimdiye kadar takib olunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin gerileme tarihinde en önemli bir amil olduğu kanaatindeyim... Terbiyedir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, ali bir heyeti içtimaiye halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terkeder. Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin sınırını ne olursa olsun, en evvel ve herşeyden evvel Türkiye'nin istiklâline, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Dünyadaki milletlerarası duruma göre, böyle bir savaşın gerektirdiği terbiye unsurları ile donanmış olmayan fertler ve bu maliyette fertlerden toplanmış cemiyetlere hayat ve istiklâl yoktur... Silâhla olduğu gibi dimağı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti, ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin saf karakteri kabiliyetlerle doludur. Ancak, bu tabii kabiliyeti bilecek usullerle donanmış vatandaşlar lazımdır."
******'ün direktiflerini dikkate alan Maarif yetkilileri pragmatist bir felsefeden esinlenmeyi düşünmüşler, 1924'te Bakanlık, ünlü Amerikalı Filozof ve eğitimci olan ve Amerika Siyasal Liberal düşüncenin temsilcisi addolunan Colombia Üniversitesi Profesörü John Dewey'i (1859-1952) Türkiye'ye davet etmiş, "Demokrasi ve Eğitim" adlı eseri Talim ve Terbiye Heyeti üyesi Avni Bey (Başman) tarafından Türkçe'ye çevrilerek, 1928'de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bastırılmıtır. Bu kitaba "giriş" yazan Talim ve Terbiye Dairesi Başkanı ve Felsefe Tarihi Profesörü Mehmet Emin Erişirgil, Pragmatist Felsefe hakkında, özlü bilgi vermiştir. Prof. Hilmi Ziya ülken'in "Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi" adlı eserinden anladığımıza göre Türkiye'de, Pragmatizm'den ilk önce Raza Tevfik söz etmiş, Mustafa Şekip Tunç William James'in "Terbiye Sohbetleri"ni çevirmiştir. Fakat Pragmatik Felsefeye bağlanan kişiler olarak Emin Erişirgil ve Avni Başman'ı görüyoruz. Erişirgil'in, 1926'da yayınlamağa başladığı "Hayat" Dergisinin birinci sayısındaki yazısında şu satırlar yer almaktadır : "Rehberimiz ilimdir. Tanzimattan beri Batı'dan memlekete birçok malûmat girdi. Fakat hakikî ilim zihniyeti çok az yerleşti. Eski terbiye altında ezilen beyinler Batı kitaplarından bilgi topladılar; fakat müsbet ilim metodu ile zihinlerini yetiştiremediler. Buı yüzden bilgili kimselere "âlim" dendi. Bunlar, okuduklrı kitapların dışında, vakıalar karşısında, apışıp kaldılar... "Hayat" hakiki müsbet ilim zihniyetine karşı gençlikte saygı uyandırmaya çalışacaktır. Gayemiz bir takım kavramları bilen değil, vak'alar üzerinde düşünebilen, kuvvetli aydın bir zümre görmektir... Dün müstakil bir vatan istiyorduk. Oldu. Fakat bu yetmez. Türk Milleti insaniyet içinde yüksek bir mevkiye sahip olmalıdır... Bu inkılâp Türk Milletini insanlığın ilk safına çıkarmak için yapıldı. Amerika İstiklâli, Fransız İhtilâli, nasıl yüksek insanî ülkünün eseri ise, son inkılâbımız da öyledir... Gazi, sadece bir Kumandan değildir. Bütün içtimaî meselelerde evrensel düşünen büyük bir mütefekkirdir. O, yalnız millî duyguyu değil, yüksek insanî fikirleri de temsil ediyor."
Emin Erişirgil "Eski ve Yeni Nesillerin düşünceleri arasındaki fark" adlı önemli yazısında "hayat" Dergisinin Pragmatizm'e dayanan bildirisini veriyor: En mühim hakikat, hayat ile temastan, tecrübeden çıkar. Zamanımızın en esaslı vasfı hakikat için tecrübeden başka ölçü kabul etmemektedir. Türk gençliği düşman saldırısı karşısında bir tecrübe sahası bulmuştur. Ölüm-dirim mücadelesi, insanlığın esaslı kabiliyet'inin ne olduğunu göstermiştir. Onun için İstiklâl Savaşı, gençliği tabiat ve hayatla temas ettirmiştir. Geçmişten kalan soyut teoriler bir savaşta işe yaramayınca, tecrübenin ve yaşayışın telkin ettiği hakikatlar yerleşmeye başlamıştır. İstiklâl Savaşının bize öğrettiği felsefi hakikatler şunlardır: İnsanlığın kudreti iradedir. Fikirler pratikten, hayattan önce ve onların hakimi değildir. Tersine, fikirlerimiz pratikten ve hayattan doğar... Madem ki, irade ve pratik esastır insanlığı yükselten sade düşünce değil, pratik ve iradedir.
Mehmet Emin'e göre, şimdi, öyle bir düşünüre ihtiyacımız var ki, İstiklâl Savaşı neslinin hayattan öğrendiklerini sistem haline sokabilsin. Tecrübenin verdiği bu kanaatler, fertlerin hareketlerine tesirli inançlar haline gelebilsin. Türk Milleti kendi içinden böyle bir düşünür, böyle bir filozof bekliyor.
Pragmatizm'in Batı'nın bugünkü felsefe düşüncesine en uygun olanı olduğunu söyleyen Mehmet Emin Erişirgil, "İdealsizlik Tehlikesi ve Darülfünun" başlıklı yazısında da, kanaatimizce Türk Toplumunda daha sonra patlak veren bunalımı bu sözlerle haber veriyor: "Türkiye'nin geleceği bakımından tehlike, yeni yetişen gençlerin büyük idealler karşısında tasasızlığı, kendilerini bir nevi kaba maddeciliğe kaptırmaları olacaktır. Bugünkü neslin ömrü ideal için cidal ile, padişah idealini yıkmak, Hayat kudretlerini kemiren kurumları kaldırmak, bağımsız bir vatan yaratmak mücadelesi ile geçmiştir. Halbuki yarının nesli aynı hayatı sürmeyecektir. Çocuklarımız uzun sürecek barış anlarında bizim yaşadığımız heyecanlı devirleri, kuvvetli ortak elemleri geçirmeyeceklerdir. Bugünkü neslin ruhunu ülkücü yapan içtimai sebepler yarın için yoktur. Bu devirde kolaylıkla kaba maddeciliğe kendilerini kaptırabilirler. Hayatı blöften, hiçten ibaret sayarak bir kötümserliğe düşebilirler. Bu tehlike vehim değildir. İşte bugünkü aydınlara düşen vazife bu ruhların , ihtiyacını sağlamak, Türk Toplumunun iştiyakını bundan sonra geleceklere aşılamaktır. Bu bakımdan en mühim ödev "Darülfünun" 'a (Üniversite)'ye düşüyor."
Mehmet Emin Erişirgil ile Avni Başman'ın daha 1926 yılında Hayat Dergisinde yazdığı bu yazılar, ******'ün inkılâpçı düşüncelerinin etkisi altında bulunan iki aydın kişinin, Kemalist İnkılâbın fikir kaynağında yatan pragmatik felsefeyi ortaya koymakta, ve Mustafa Kemal'in Türk toplumunu çağdaş medeniyet seviyesine yükseltmek için birinci şart olarak kabul ettiği ve çok kullandığı "zihniyet" kavramını dile getirerek, Kemalist Inkılâbın tamamlanması için müsbet ilim zihniyetinin benimsenmesi gerektiği gerçeğini vurguladıkları görülmektedir .Kemalizm'in sadece "şekil" değil, özellikle "zihniyet" meselesi olduğunu 23 Nisan 1927'de Ankara'da toplanan Türk Ocakları ******'ün söylediği şu sözlerden de anlamak mümkündür:"Arkadaşlar, inkılâplar henüz yenidir: dedikleri gibi kökleşip benimsendiği hakkındaki kanaatlerimiz, ancak ileride karşılaşacağımız hâdiselerle gerçekleşir. Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giymiş, sakalını, bıyığını traş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır." VII9 Eylül 1922'de İzmir geri alınınca Başkomutan Mustafa Kemal "Şimdiden sonra yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım" diyor ve sözlerine şöyle devam ediyordu :'"Dünyada herşey için, medeniyet için ,hayat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir. Yalnız ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekamülünü idrak etmek ve terakkilerini zmaan ile takip eylem şarttır. Bin, ikibin, binlerce sene evvelki ilim ve fen lisanının çizdiği düsturları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbike kalkışmka elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.''
******'ün hayatını araştıranlar, onun daha geçlik yıllarında Selânik'te iken Auguste Comte'u okuduğunu belirtirler. Bilindiği gibi Auguste Comte'a izafe edilen Pozitivizm, Metafiziği reddeden ve bilgiyi sadece pozitif bilim ve tecrübeye dayandıran bir felsefe sistemidir. Bugün de geçerli olan Comte'un metodunda, "Analitik Akıl"a dayanılarak müsbet bir Sosyoloji bilimi kurulmak istenmektedir.Prof. Afet İnan "****** Hakkında Hatıralar ve Belgeler" adlı eserinde şunları söylemektedir:
"****** kendi yetiştiği devrin müsbet ilimlerini, mesleki ihtisası bakımından bellediği vakit, berrak ve müsbet bir görüşe sahip olabildiğini ve herhangi bir meseleyi riyazi bir katiyetle hedef tuttuğunu söylerdi. Milletin modern, teknik bilgili fertlere ihtiyacı olduğunda şüphesi olmayan ******, ihtisasın önemini takdir ederek, Hükümetin yapıcı unsurlarına en çok değer vermiştir: Sosyal ilimler, güzel sanatların her şubesi, Atatür'ün Devlet Başkanlığı zamanında, imkan nisbetinde, teşvik görmüştür. Fakat siyasi ve içtimai ilimler, kendisinin bizzat meşgul olduğu mevzulardır… İşte bunun içindir ki, daima her yeni nazariyeyi takip etmiş, eskileri ile mukayeseler yapmıştır.''
Büyük Nutuk'ta Halk Fırkası Programı hakkında Mustafa Kemal şöyle demektedir:''Neşrettiğim programı, bir siyasi fırka için yetersiz bulanlar oldu. Halk fırkasının programı yoktur, dediler. Filhakika, ''Umdeler'' namı altında malum programımız itiraz edenlerin gördükleri ve bildikleri tarzda bir kitap yazabilirdik. Öyle yapmadık. Milletin maddi ve manevi yenileşmesi ve gelişmesi yolunda fiil ve icraat ile sözler ve nazariyata tekaddüm etmeyi tercih ettik.''
Mustafa Kemal'in Pragmatizm ile ilgisini ortaya koyan olay, yukarıda da dediğimiz gibi Pragmatik düşünceyi güç ve itibara kavuşturan ve Amerikan siyasal temsilcisi addolunan John Dewey' in 1924'de Türkiye'ye davet edilmesi ve 1928'de "demokrasi ve Eğitim" adlı ve eğitimde otoriter metodlar yerine uygulama ve deneye yer veren ilerici eğitim hareketinin öncüsü olan eserinin Türkçeye tercüme edilmesidir.Bilindiği gibi; pragmatizm'e göre "gerçek" ancak deneyin sonucudur. Bu felsefe hiç bir metafızik inanç ve dogmayı kabul etmez. Pragmatizm, evvela C. S. Peirce (1839-1914) adlı Amerikalı filozof tarafından ortaya atılmış, Harward Üniversitesi filozof ve psikoloğu William James (1842-1910) tarafından geliştirilmiş ve nihayet ünlü Amerikan fılozof ve eğitimcisi ve Columbia Üniversitesi öğretim üyelerinden John Dewey (1859-1952) de ABD' de egemen düşünce ekolü haline getirilerek, Amerikan siyasal düşüncesini temelinden etkilemiştir.William James 1907'de yayınlanan ve daha sonraları Türkçeye'de çevrilen ''Pragmatizm'' adlı eserinde özetle şunları söyler: Bir pragmatist… soyutluktan, kötü (a priori) uslamalardan, değişmez ilkelerden, kapalı sistemlerden yüzünü çevirir. Somutluğa doğru, tam uygunluğa doğru, aksiyona doğru ve kuvvete doğru döner. Bu, ampirik mizaca samimi olarak yol vermektir... O sadece bir metoddur. Hiç bir dogması ve metodundan başka bir doktrini yoktur. Kendisini hiç bir felsefe doktrini ile sınırlamayan ******'ün, idealist, idealist olduğu kadar pragmatist olduğu söylenebilir. Bu neden ile, Kemalizm'i felsefî yönden ifade edecek en uygun terim Özgürlükçü Demokrasinin de temeli olan "plüralizm" olabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No 1   Paz Şub. 01, 2009 6:17 pm

Eğer bugün Kemalizm (KAMAL-İ AZİM) farklı gruplar veya farklı amaçlar için kullanılıyorsa (ki-ben buna asla katılmıyorum) bu ayıp bizim ayıbımızdır.

****** ün bizzat yazmış olduğu şey asla ve asla yanlış olamaz.

Demek ki Kemalizm'e sahip çıkma zamanı gelmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No 1   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
KEMALİZM-İSMET GİRİTLİ den No 1
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ BİRLİK HAREKETİ :: İlk kategoriniz :: BASKI VE YILDIRMALAR-
Buraya geçin: