MİLLİ BİRLİK HAREKETİ

Korku ve baskıyla gündem saptırılarak ülkemizin gerçek sorunlarının gözardı edilmesine gözyummadan milli birlik ve beraberlik içinde vatanına, milletine, dini ve milli değerlerine, cumhuriyetine korkmadan sahip çıkmak isteyen onurlu TÜRK insanının sesidir
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 SİVİL TOPLUM VE BİREY-DEVLET İLİŞKİSİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: SİVİL TOPLUM VE BİREY-DEVLET İLİŞKİSİ   Paz Şub. 22, 2009 10:55 pm

SİVİL TOPLUM VE TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİNDE BİREYİN YERİ
Fatih Üniversitesi İİBF Dekanı Prof. Dr. Sayın Ömer Çaha ile yapılan bu söyleşide `Sivil Toplum` kavramının ne olduğu ve olmadığı, tarihsel gelişim sürecinde dünyanın değişik ülkelerinde nasıl uygulandığı, dile getiriliyor.


İnsanın yaşadığı çağı kavraması, zamanı iyi okumasıyla mümkündür. `Geçmiş- günümüz-gelecek` birbirini belirler ve dönüştürür.


İnsan tarih boyunca kendi mutluluğu için değişik yönetim biçimleri denedi. Daha iyiye ulaşma çabasıyla her yeni yönetim bir öncekinin küllerinden doğdu. Kul onumunda olan bireyin hakları değişen ve gelişen yönetim biçimlerinde daha merkezi bir noktaya taşındı. Bu değişim ve oluşumda son yıllarda `Sivil Toplum` kavramı adından sık sık söz ettiriyor.


Fatih Üniversitesi İİBF Dekanı Sayın Prof. Dr. Ömer Çaha ile yapılan bu söyleşide `Sivil Toplum` kavramının ne olduğu ve olmadığı, tarihsel gelişim sürecinde dünyanın değişik ülkelerinde nasıl uygulandığı, bizdeki tartışmaların boyutları dile getirilecektir.


Zehra Çam: Öncelikli olarak sizce Sivil Toplum Nedir?


Ömer Çaha: Sivil toplumu ne yazık ki STK`larla sınırlı tutan bir anlayışa sahibiz. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Sivil toplum, adından da anlaşıldığı gibi `sivil` bir toplum biçimidir. Hukukun üstünlüğü ilkesine göre işleyen, sivil hükümete sahip, sivil kurumları ve inisiyatifi gelişmiş, toplumsal düzeyde farklılaşmaya, çeşitliliğe açık, bireyin ve toplumun karar mekanizmasına izin veren bir toplum bence sivil toplum. Sivil toplum kuruluşu, ya da örgütü dediğimiz şey ise sivil toplumu yaşatan, onu ayakta tutan örgütler ve kuruluşlardır. Genel olarak devlet alanı ile sivil toplum alanı şeklinde iki alanı birbirinden ayırma alışkanlığımız var. Sivil toplumu bu şekilde tanımlamak daha kolay gibi geliyor. Oysa modern toplumda devlet toplumun her tarafından şu ya da bu biçimde var. Onun dışında bir sivil toplum alanına yer açmak neredeyse imkansız. Bu bakımdan önemli olan devlet alanı dışında sivil bir alan açmaktan çok, devletin bizzat sivilleşmesidir. Devletin sivilleşmesi demek, gücünü, yetkisini, direktifini, inisiyatifini toplumundan alan; toplumuyla etkileşim içinde bulunan, onun hizmetinde bir devlet demektir. Kısaca onun başında buyurgan, otoriter, totaliter bir devlet değil, yönetişime açık, demokratik, sınırlı yetkilere sahip bir devlet. Sivil toplumdan ana hatlarıyla bunu anladığımı söyleyebilirim.


Z.Ç: Sivil Toplumla ilgili ve Birey- Devlet ilişkisiyle ilgili tartışmalar ne zaman başladı.


Ö.Ç.: Aslında devlet-birey ilişkisiyle ilgili tartışmalar devletin ortaya çıktığı tarihe kadar gider. Devlet, insan toplumunun olduğu yerlerde zorunlu olarak ortaya çıkan uzunca geçmişli, tarihsel bir kurum olduğuna göre tartışmanın tarihi de epey uzun demektir. Ancak bugün anladığımız, tartıştığımız anlamda sivil toplum-devlet ilişkisi modern dünyada ortaya çıkıp gelişen bir şey. Biliyorsunuz Orta Çağ boyunca, yaklaşık bin yıl boyunca Roma Katolik Kilisesi altında örgütlenmiş, parçalı bir siyasi güç dağılımı vardı. Devletler kilise karşısında fazla bir öneme sahip değildi. Fakat on altı, on yedinci yüzyıldan itibaren modernleşme sürecinin başlamasıyla birlikte yeni bir devlet, yeni bir ulus ve yeni bir ülke anlayışı ortaya çıktı. İşte bugünkü anlamda birey-devlet ilişkisin tartışılmaya başlandığı dönem bu dönemdir. Her düşünce biçimi kendince bir ilişki türünü ortaya koydu. Sorunun birden fazla yanıtı olmakla birlikte, esasen modern dünyada geliştiğini söyleyebiliriz.


Z.Ç: O halde Devlet karşısında bireyin yeri yada birey karşısında devletin işlevi rejimlerin temellerini oluşturuyorlar. Bu modeller arasındaki temel farklar nelerdir.?


Ö.Ç.: Bu soruya şöyle bir yanıt verilebilir: Modern dünyada birey-devlet ilişkisiyle ilgili farklı önerilerin geliştirildiğini söyledik. Ana hatlarıyla iki önerinin, iki modelin geliştiği söylenebilir. Bunlardan biri devleti önceleyen, devleti ön plana çıkaran, devleti toplumun üzerine çıkaran, devletin toplumu kuşatmasını öngören bir anlayış. Buradan genel olarak ya otoriter ya da totaliter sistemler çıkmıştır. Bunun değişik biçimlerini değişik toplumlarda zaman içinde gördük. Bir diğeri de tersine bireyi ve toplumu önceleyen, devleti sınırlı bir alan olarak formüle eden, özgürlüklere ve haklara vurgu yapan bir anlayış. İkinci anlayışın, on dokuzuncu yüzyıldan itibaren, özellikle de yirminci yüzyılın ikinci yarısında demokrasiyi doğurduğunu söyleyebiliriz. Bugün bu ikinci anlayışın giderek yaygınlaştığını görüyoruz.


Z.Ç: Sivil Toplum kavramının gelişiminde demokrasinin yeri ve önemi nedir?


Ö.Ç.: Aslında sivil toplum-demokrasi ilişkisine baktığımızda ikisinin el ele ve birbirlerini tamamlayarak geliştiğini söyleyebiliriz. Demokrasinin kurumlaştığı, oturduğu yerlerde sivil toplum gelişmekte, sivil toplumun geliştiği yerlerde de demokrasi. İkisi arasındaki ilişkiyle ilgili şöyle bir şey söylesek sanıyorum yanılmış olmayız: demokrasi kalıpsa, sivil toplum onun ruhu ve dinamizmi. Biliyorsunuz demokrasinin bir boyutu haklar ve özgürlüklerle ilgili. Ama bir boyutu da katılımla. Aktif ve dinamik katılım imkanını sağlayan sivil toplumdur. Sivil toplumu gelişmiş olan toplumlarda demokrasi daha katılımlı, daha renkli, daha ademi merkezi biçimde gelişiyor. Güç bir merkezde toplanmıyor, aksine toplumun geneline yayılıyor. Sivil toplum örgütleri gücün tabana yayılmasında kritik rol oynuyorlar.


Z.Ç: Özellikle Sivil Toplum kavramının ve hareketlerinin gittikçe önem kazanmasını neye bağlıyorsunuz.?


Ö.Ç.: Geçtiğimiz üç dört yüz yıllık süre içinde devletçi modelleri denemiş oldu insanlık. Bunu hem gelişmiş ülkelerde, hem de azgelişmiş ülkelerde gördük. Sonuçta şunu fark ettik. Bütün gücün devletin elinde yoğunlaştığı, devletin toplumu kuşattığı, sarıp sarmaladığı, kendisine inisiyatif hakkı tanımadığı, özgürlüklerini kısıtladığı toplumlar gelişmiyor. Bu tür toplumlar hem ekonomik açıdan, hem de kültürel, sanatsal, teknolojik ve bilimsel açıdan gelişme kaydedemiyor. Ayrıca bu tür toplumlarda insanlar doğal olarak daha fazla mutlu olamıyorlar. Aksine devletin sınırlı olduğu, bireyler ve toplumun özgür olduğu toplumlar daha fazla gelişiyor. Bu tür toplumlarda insan politik bir varlık olarak daha fazla değer kazanıyor ve daha fazla önemseniyor. Kısaca uzunca bir tarihsel deneyimin sonunda `çok sayıda insanın, çok sayıda kafanın, çok sayıda düşüncenin, çok sayıda hayat biçiminin; tek bir insana, tek bir kafaya, tek bir düşünceye ve tek bir hayat biçimine` göre daha iyi olduğunu öğrenmiş olduk. Bu deneyimin sonucunda giderek devleti belli faaliyetlerle sınırlandırarak, bireye ve topluma daha fazla söz hakkı veriyoruz.


Bununla birlikte ideolojilerin gerilemesi, dünyanın küreselleşmesi, bilgi ve iletişim teknolojisinin sınırları kaldırması beraberinde bireyi, özgürlükleri ve hakları daha fazla ön plana çıkardı. Bilgi teknolojisi çok sayıda insan beyninin, tek bir insan beyninden daha iyi sonuçlar doğurduğunu göstermiştir. Bu yeni dünyada artık politik ideoloji üreten beyinler değil, teknolojik ve bilimsel bilgi üreten beyinler daha fazla öne çıkıyor. Bütün bu gelişmeler, aynı zamanda hem devletlerin, hem toplumsal grupların, hem de medyanın demokratikleşmesini beraberinde getiriyor. Geçenlerde biliyorsunuz Burma`da asker yönetime el koymaya çalıştı. Sokaklarda çok sayıda sivile ateş ederek öldürdü. Tüm bu görüntüleri cep telefonuyla kaydeden bir delikanlı bunları bütün dünya medyasına dağıtarak devletin ve kumandasındaki medyanın Burma`daki tekelini kırdı. Teknoloji, tek bir kişinin koca bir devlete, ordusuna ve medyasına kafa tutmasına imkan sağladı. Bu görüntülerin uyandırdığı uluslararası baskılar karşısında Burma`da askeri yönetim geri adım atmak zorunda kaldı.


Z.Ç: Şimdi de biraz ülkemizdeki Sivil Toplum`un gelişimine değinelim.


Ö.Ç.: Ülkemizde sivil toplumla ilgili tarihsel bir analiz yapıldığında inişli çıkışlı bir tarihi seyrinin olduğu görülür. Ama genel hatlarıyla 1980 sonrasında sivil toplumun büyük bir canlılık kazandığını söyleyebiliriz. 1980 sonrasında kabul edelim ki yeni bir Türkiye doğmuştur. Dünya ekonomisi içindeki yeri itibariyle yeni bir Türkiye. Bu da ülkenin dünyayla daha fazla bütünleşmesini beraberinde getirmiştir. Türkiye son yirmi otuz yıl içinde giderek dünya sermayesinin cazibe merkezi haline geliyor. Öte yandan genç ve dinamik nüfusuyla modern değerleri takip eden bir toplum. Bunlar doğal olarak hem demokratikleşmeyi, hem de sivil toplumu toplumsal düzeyde talep edilir değerler haline getiriyor. Özellikle Avrupa Birliği süreciyle birlikte bugün insanın başını döndürecek hızda sivil toplumlaşma eğilimi gelişiyor Türkiye`de. Sivil toplumun çok sayıda değişik cepheleri uyanıyor diyebiliriz. Etnik alanda, inanç alanında, eğitim alanında, ekonomik alanda ve siyasi alanda hızla yayılan bir sivilleşme eğilimi yaşanıyor. Avrupa Birliği süreciyle, sivil toplumun gelişme trendi el ele gidiyor. AB`yle bütünleşme yolunda üretilen politikalar sivil toplumu geliştirirken; sivil toplum da Türkiye`nin AB yolunda ilerlemesi yönünde önemli bir baskı oluşturuyor. Unutmayalım ki Türkiye`yi AB`yle müzakere sürecine kadar getiren baskının önemli bir kısmı Türkiye`deki sivil toplum unsurlarından gelmiştir.


Z.Ç: Şu anda mevcut olan sivil toplum hareketlerini hangi başlıklarda değerlendiriyorsunuz.


Ö.Ç.: Aslında genel olarak `seküler` ve `dinsel` gibi iki başlıkla değerlendirilebiliyor. Ancak bu iki başlığın hem yavan, hem de yetersiz kaldığını düşünüyorum. Çünkü sekülerlikle, dinsellik arasında zannettiğimiz kadar yüksek duvarlar yok. İkisi bir çok yerde ve alanda etkileşim halinde. Dinsellikle seküler kamusal alanla buluşunca bir yandan değişime uğruyor, bir yandan da ona rengini katıyor. Dolayısıyla birbirinden etkilenen iki süreç. Bu bakımdan daha değişik boyutlarla değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Mesela kadın sivil toplum örgütleri, inanç bazında çıkan sivil toplum örgütleri, thnik tank şeklinde gelişen sivil toplum örgütleri, ekonomik alanda gelişen sivil toplum örgütleri ya da medya alanında gelişen sivil toplum örgütleri şeklinde bir sınıflama daha makul gibi geliyor bana.


Z.Ç: Bu oluşumlar Sivil Toplum kavramıyla hedeflenen amaçlara uygunluk taşıyor mu?


Ö.Ç.: Türkiye`deki sivil toplum kuruluşları, örgütleri ne kadar sivil derseniz doğrusunu söylemek gerekirse fazla iyimser olduğumuzu söylememiz zor. Bu da ülkedeki kolektif, devletçi, cemaatçi siyasal kültürle ilgili bir şey. Devleti kutsayan, tanrısal bir varlık olarak kabul eden bir kültürümüz var. Son zamanlarda yükselen milliyetçilik de bu düşünceyi pekiştiriyor sanki. Ama öte yandan modernleşmeyi talep eden genç ve dinamik bir toplum yapımız var. Demokrasi, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, insan hakları, modern eğitim, yeni teknoloji, daha iyi yaşam koşulları gibi değerleri talep eden toplum kaçınılmaz olarak demokratikleşecek ve sivilleşecektir. Bu yönüyle oldukça iyimser olduğumu söyleyebilirim. Sonuçta demokrasi öğrenilerek elde edilen bir süreç. Türk toplumunun bu süreçten başarılı biçimde geçtiğini söyleyebilirim.


Z.Ç: Sivil Toplum örgütlerinin kendilerini daha iyi yapılandırılmaları için neler yapmalarını önerirsiniz.


Ö.Ç.: Her şeyi devletten bekleyen bir anlayışı artık terk etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Toplumsal sorunlar, büyük ölçüde `gönüllülük` esasına göre toplumun bizzat kendisi tarafından çözülecektir. Kendi kültürünü, sanatını, inancını, eğitimini, ekonomisini eline alması gerekir toplumun. Bunları devlete bıraktığı zaman, devlet sonuçta bunların finansmanın yine toplumdan sağlıyor. Vergilerle ve zamlarla yapıyor bunu. O halde toplumun, örgütlenerek, başka bir deyişle sivil toplum örgütleri aracılığıyla taşın altına elini koyması gerekir diye düşünüyorum.


Röportaj: Zehra ÇAM
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
SİVİL TOPLUM VE BİREY-DEVLET İLİŞKİSİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ BİRLİK HAREKETİ :: İlk kategoriniz :: TOPLUM-
Buraya geçin: