MİLLİ BİRLİK HAREKETİ

Korku ve baskıyla gündem saptırılarak ülkemizin gerçek sorunlarının gözardı edilmesine gözyummadan milli birlik ve beraberlik içinde vatanına, milletine, dini ve milli değerlerine, cumhuriyetine korkmadan sahip çıkmak isteyen onurlu TÜRK insanının sesidir
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 TERÖRLE MÜCADELEDE DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: TERÖRLE MÜCADELEDE DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ   Çarş. Şub. 18, 2009 10:18 pm

TERÖRLE MÜCADELENİN SİYASAL VE SOSYAL UNSURLARI-Akın Özçer


Terörle mücadelenin askeri/polisiye önlemlerden ibaret olmadığı, bu önlemlerin kapsamlı bir politikanın sadece küçük bir bölümünü oluşturması gerektiği hususunda herkesin artık birleştiği görülüyor. Bu olumlu bir gelişme olmakla birlikte, PKK terörüne karşı oluşturulması önerilen politikalarda en başta yer alması gereken siyasi önlemlerin pek dile getirilmediği fark ediliyor. Bir terör örgütünün, tanımı itibariyle, “siyasi bir hedefe varmak için şiddet ve terörü araç olarak kullandığı” göz önüne alındığında, siyasi önlemlerden yoksun bir terörle mücadele politikası, her şeyden önce, siyasi alanı, dilediği gibi kullanacağı şekilde, örgüte bırakmak anlamına geliyor. Başka bir deyişle, PKK’ya, bugün yaptığı gibi, varsa ayrılıkçılık hedefini küçülterek, Türkiye’nin evrensel demokrasi alanındaki eksikliklerini ön plana çıkarma olanağı sağlıyor. PKK’nın bir süredir AB’nin Türkiye’den haklı olarak talep ettiği siyasi reformlarla örtüşen taleplerde bulunması, hiç kuşku yok ki, kamuoyumuzda algılanması istendiği gibi bir AB-PKK işbirliğinden değil, terör örgütünün hedefini böyle göstermesinden kaynaklanıyor.
PKK’nın Türkiye’nin demokrasi eksikliklerini gidermediği için terör uyguluyor görüntüsü vermesinin inandırıcı olmadığı ortada. Bu nedenle, PKK, AB’nin de terör örgütleri listesinde yer alıyor. Demokratik hukuk devletinde esas olan, “şiddet ve terör”e davet veya övgü unsuru taşımayan ayrılıkçılık dâhil her türlü siyasi düşüncenin serbestçe ifadesi ve örgütlenmesi. PKK, “şiddet ve terör”ü kullandığı için, demokratik hukuk devletleri tarafından kınanıyor ve polisiye ve adlî önlemlerle karşılaşıyor. Ancak Türkiye de, demokratik hukuk devletinin ölçütlerini tam olarak benimsemediği için eleştiriliyor doğal olarak.
Türk diplomasisinin PKK’ya karşı uluslararası mücadeledeki başarısı, Türkiye’nin evrensel tanımına uygun bir terör örgütü ile mücadele ediyor olmasından kaynaklanıyor. Ancak Türk diplomasisinin, Türkiye’nin evrensel demokrasi ilkelerine uygun bir demokratik hukuk devletine dönüşemediği sürece, bunun ötesinde yapabileceği bir şeyin bulunmadığı da ortada. Türkiye’nin örneğin Avrupa kamuoyunda mevcut kötü imajını iyileştirebilmesi, teröre maruz kalmasından kaynaklanan haklılığına değil, ancak yeni ve demokratik bir anayasa gibi büyük siyasi reformlara imza atabilmesine bağlı. Hiçbir şey yapmadan diplomasiyle imaj düzeltilebileceğini ve Avrupa kamuoyunun Türkiye’ye tam desteğinin sağlanabileceğini düşünmek, bu amaçla bazı eylem planları geliştirmek boşuna vakit kaybı. Çünkü Türkiye Avrupa kamuoyunda demokrasi eksiklikleri olan, sık sık insan haklarını ihlal eden otoriter bir devlet imajına sahip bulunuyor. Tarihi ön yargıların bunda belki etkisi var ama asıl neden Türkiye’nin maalesef bu imajı güçlendiren politikaları uzun yıllar izlemiş olması.
Türkiye’nin önünde, terörle mücadelede dikkate alması gereken bir İspanya örneği var. Bundan tam otuz yıl önce, kademeli bir demokratikleşme sürecini taçlandıran demokratik bir anayasaya sahip olan İspanya’nın terörle mücadelede yabana atılmaması gereken bir deneyimi bulunuyor. Karşı terör örgütlenmesinden ETA ile görüşme süreçlerine kadar terörle mücadelede her yolu denemiş olan İspanya, nihayet 1988 yılında benimsemiş olduğu bugünkü yöntemiyle terörü en azından kıskaç altına alabilmeyi başarabilmiş bir ülke.
Hiç kuşku yok ki İspanya, terörle mücadelede, Franco döneminden kalan kötü imajı nedeniyle çok sıkıntı çekmiştir. 1978 yılında demokratik bir anayasaya sahip olmasına karşın, Fransa başta olmak üzere uluslararası alanda saygınlık kazanabilmesi yıllar almıştır. Ayrıca Fransa’nın Madrid’in AB üyeliğine karşı çıkmasında, ekonomik gerekçelerin yanı sıra, terörle mücadelede GAL gibi bazı demokratik olmayan unsurları kullanmış olması da büyük rol oynamıştır. Sonuçta İspanya’nın AB üyeliği, Fransa’da barınan ETA silah bırakmadığı halde, karşı terör örgütü GAL’in eylemlerinin bıçak gibi kesilmesiyle mümkün olabilmiştir.
İspanya AB üyesi olmasıyla birlikte, Mitterrand’nın önerisi üzerine, ETA ile kesin silah bırakmasını sağlamak amacıyla Cezayir görüşmeleri olarak bilinen bir süreç de başlatmıştır. Birkaç yıl süren bu süreçte, İspanya’nın amacı, ETA’nın yasal siyaset karşılığı terörü bırakması ve anayasal sisteme entegrasyonu olmuştur. ETA’nın siyasi koşullar öne sürmesi nedeniyle süreç başarısızlıkla sonuçlanmıştır ama İspanya, terör örgütünün siyasi kolu dışında tüm siyasi partilerin imzaladığı Ajuria Enea Paktı ile bu temel amacını “topluma yeniden kazandırma “ modeli olarak benimsemiştir.
İspanya örneği dikkate alındığında, Türkiye’nin siyasi alanda demokrasi eksikliklerini gideren reformları gerçekleştirmenin yanı sıra, terörü caydırmaya yönelik bir “topluma yeniden kazandırma” politikası oluşturması da gerekiyor. Geçen yıl da gündeme gelmiş olan bu konunun rafa kaldırılıp şimdi meydana gelen büyük terör olayı vesilesiyle anımsanabiliyor olması üzücü. Çünkü topluma yeniden kazandırma boyutu, terörle mücadele politikalarının olmazsa olmaz koşullarının başında yer alıyor. Hatta silah bıraktırmayı sağlayabilmek için, topluma yeniden kazandırmanın ciddi caydırıcı unsurlara dayanması önem taşıyor. İspanya bunu “yasal siyaset karşılığı silah bıraktırma” olarak düzenliyor. Anayasasının demokratik niteliği, başka bir deyişle, ifade ve örgütlenme özgürlüğü açısından Türkiye’deki gibi evrensel ölçütlere aykırı kısıtlamalar içermemesi bunu mümkün kılıyor. Bunun somut sonucunu da alabilmiş, en azından ETA’nın askeri-siyasi kanadının kendini feshetmesini sağlayabilmiş. Cezalarında önemli indirimlerden yararlanan silah bırakan örgüt üyeleri bir süre sonra kurdukları yeni parti içinde diledikleri şekilde siyaset yapabilmiş. İlginç olan husus Eukadiko Esquerra adını alan yeni partinin, terör örgütünün siyasi kolu Batasuna çizgisi bir yana, ayrılıkçı politikalar izleyen PNV ve EA ile bile beraber hareket etmeyip sosyalistlerle birleşmiş olması.
İspanya örneği, demokratik bir hukuk devletinin terörle mücadele ilkelerini açıkça ortaya koyuyor. Bu ilkelerden yukarıda altı çizilen ikisi,1984 yılından bugüne kadar hiçbir Türk hükümetince benimsenmiş değil. Birincisi, ifade ve örgütlenme özgürlüğüyle ilgili reformlar, işin ilginç yönü terör gerekçe gösterilerek gerçekleştirilmiyor. İkincisi ise, toplumda pişmanlık yasaları adıyla biliniyor ve tek başına caydırıcı nitelik taşımıyor. Bu iki unsurdan yoksun terörle mücadele politikalarının ise, başarılı olma şansı yüksek değil, en azından dünyada böyle bir örnek bulunmuyor. Oysa bu unsurları içeren politikalarla İngiltere ve İspanya’nın vardıkları noktalar ortada. İspanya henüz terörü tümüyle bitirebilmiş değil, ama zayıflatarak kıskaç altına alabilmiş ve daha da önemlisi, demokratik anayasası ve terörle mücadele politikası ile uluslararası kamuoyunda saygın bir imaja sahip olmuş durumda. Aklın ve bilginin gereğini yapmak o kadar güç mü?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TERÖRLE MÜCADELEDE DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» HUKUK İNDEKSİ ARŞİVİM

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ BİRLİK HAREKETİ :: İlk kategoriniz :: TERÖRLE MÜCADELE-
Buraya geçin: