MİLLİ BİRLİK HAREKETİ

Korku ve baskıyla gündem saptırılarak ülkemizin gerçek sorunlarının gözardı edilmesine gözyummadan milli birlik ve beraberlik içinde vatanına, milletine, dini ve milli değerlerine, cumhuriyetine korkmadan sahip çıkmak isteyen onurlu TÜRK insanının sesidir
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 YEREL YÖNETİMLER VE KIRSAL KALKINMA İLİŞKİSİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: YEREL YÖNETİMLER VE KIRSAL KALKINMA İLİŞKİSİ   Paz Şub. 15, 2009 10:58 pm

Yrd. Doç. Dr. Ahmet ULUSOY


GİRİŞ

Dünyanın her yanında bölgesel gelişmişlik farklarına rastlamak mümkün. Gelişmişlik farkları ülkeler arasında olduğu gibi, bir ülke içinde çeşitli bölgeler arasında da mevcuttur. Ülke içindeki bölgesel dengesizlik sadece gelişmekte olan ülkelerin değil gelişmiş ülkelerin de bir sorunudur. Bu nedenle gerek gelişmiş ülkeler gerekse gelişmekte olan ülkeler bu sorunu halletmek için çeşitli plan ve projeler üretmekte ve uygulamaya sokmaktadırlar. ABD “Tennessee Vadisi Kalkınma Projesi”, İtalya “Mezzogiarno’yu Kalkındırma Projesi”, Fransa, Almanya, Norveç ve diğer birçok ülkede uygulamaya konulan bölgesel kalkınma projeleri bölgesel dengesizliği gidermek amacı taşımaktadır. Yine, Türkiye’de devam etmekte olan Güneydoğu Anadolu Projesi de bir ölçüde bölgesel dengesizliği giderme amacı taşımaktadır.



Bölgesel dengesizliğin giderilmesinde en etkin güç hiç şüphesiz merkezi idaredir. Devlet doğrudan ve dolaylı ekonomik araçları kullanarak azgelişmiş bölgelerin kalkındırılmasına katkıda bulunabilir. Bu tedbirlerin en önemlileri mali tedbirlerdir. Düşük faizli kredi verme, vergi muafiyetleri ve istisnası tanıma, geri kalmış yörelere kurulacak sanayilerin ilk giderlerinin bir kısmına devletin katlanması, kamu yatırımlarının ağırlıklı olarak geri kalmış yörelere yapılması ve bazı kamu girişimlerinin bu yörelere kaydırılması gibi önlemler geri kalmış yörelerin kalkınmasında devlet eksenli önlemlerin başlıcalarıdır.



Türkiye’de devlet yıllardır geri kalmış yörelere yatırımların yapılması yönünde teşvik vermiş ve birçok yatırımları da kendi yapmıştır. Gerek sürekli bir stratejiyle yatırımlara yanaşılmaması, gerekse devletin verdiği teşviklerin yeterince denetlenememesi ve belki de en önemlisi yerel toplulukların kalkınma olayında katılımının sağlanamaması, Türkiye’de bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılamamasının en önemli nedeni olmuştur.



Bölgesel dengesizlik nedeniyle büyük şehirlere göç olayı önlenememiş daha da hızlanmıştır. Kırsal alanda kalkınmanın sağlanması şehirlere göçü önemli oranda engelleyecektir. Göçün önlenmesi ise şehirlerin karşılaştıkları sorunları büyük ölçüde azaltacaktır. Bu nedenle, hem bölgesel dengesizliğin giderilmesi için hem de şehirlere göçün önlenmesi için gerçekleştirilecek kalkınma topyekun bir ülke kalkınmasına neden olabilecektir. Bu kalkınmanın gerçekleşmesinde de yerel yönetimlere çok büyük görevler düşmektedir.



Bu çalışmada, başlangıçta gelişmekte olan ülkelerde kırsal kalkınma (bir anlamda bölgesel kalkınma), yerinden yönetim ve katılımcılık konusunda bilgi verilmiştir. Kırsal kalkınma ve toplumsal kalkınma olgusu incelenerek yerel yönetimlerin rolü tartışılmıştır.







YERİNDEN YÖNETİM, KATILIMCILIK VE KIRSAL KALKINMA

Yerinden Yönetim ve Katılımcılık



Gelişmekte olan ülkelerde kırsal kalkınmada temel sorun, merkezi yönetimin yerel yönetime dönüştürülmesi sorunudur. Bunun kökünde de diyalog problemi yatmaktadır.



Büyük kitlelerin desteklediği yerinden yönetim talebi, kırsal kalkınma açısından sanayileşmiş ülkelerde, sanayi ötesi ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde birbirinden tamamen farklı olacaktır. Geçmişte yerinden yönetim talebi aşırı bürokrasi nedeniyle talep edilirdi. Şimdi ise, azgelişmiş ülkelerde bu talep kırsal nüfusun harekete geçirilmesi ihtiyacından kaynaklanmaktadır.



Yerinden yönetim ve katılım tamamen tanımlanmış değildir. Yerinden yönetimin anlamı, bölgesel otonomi sağlayarak yönetime katılım oranı çok düşük seviyede olan grupları herhangi bir organizasyonla güçlendirmektir. (Boyer and Ahn 1989, s.21). Halbuki, katılımcılık seçimde, bir programı belirlemede, herhangi bir organizasyon ve programın devamında kamu yararı olup olmadığına karar vermede söz konusu olmaktadır. Yerinden yönetimle katılımcılık arasındaki fark belirgin olmakla beraber, birbirleriyle yakın ilişki içinde oldukları da açıktır. Yerinden yönetim boyutu katılımın sağlanması açısından gereklidir.



Yeterli eğitim, organizasyon, liderlik vasfı ve kaynak sağlanması yerel kalkınma için birtakım avantaj sağlar: maliyetlerde önemli artış olmaksızın kalkınma için gerekli kaynak artışı sağlanabilir; bölgesel konum ve kalkınma gerekleri hakkında bilgi sağlanabilir; katılımcılara bazı mülkiyet hakkı tanınabilir; kalkınma programlarının yürütülmesinde denetleme olanağı ortaya çıkabilir. Bu avantajlar bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilmesi konusunda yol gösterici olur.



Kalkınma planlarında yer alması gereken en önemli faktör yerinden yönetim (decentralization) olgusudur. Bu olgunun anlamı, merkezi hükümetin kalkınma planlarında etkin bir rol oynamamasıdır. Bu sistemde, kamu otoritelerinin bütün düzeylerde demokratik seçimle işbaşına geldiği ve toplumu temsil ettiği kabul edilmektedir.



Yerinden yönetim olayı geniş anlamda kalkınma planlarının yararlandığı bir araç olmalıdır. Birçok ülkede bu araçtan faydalanılması unutulmuştur. Türkiye de bu ülkelerden bir tanesidir.



Güçlü ve bağımsız belediye hareketi olmaksızın yerinden yönetim, devlet ve toplumun yapısal bir özelliği olarak yönetim sisteminde köklü bir yer edinemeyecektir. Bu neden belediyecilik hareketleri desteklenmeli ve belediyelerin bölge kalkınmasında daha etkin bir rol alması sağlanmalıdır.



Merkezileşme olayı baskı gruplarına fayda sağlamaktadır. Bu tür baskı gruplarının etkisini azaltmak için toplumsal katılımın sağlandığı yerinden yönetime gereksinim vardır. Yerinden yönetime ağırlık verilmesinden merkezi yönetimin kalkınmada herhangi bir rol oynayamayacağı anlaşılmamalıdır. Fakat bu düşüncenin gündeme gelmesinin nedeni, merkezi otorite öncülüğündeki kalkınma planlarının iflas etmesidir. Merkezi otorite öncülüğünde kalkınmanın iflas etmesi, yerinden yönetime dayalı ve katılımcı bir alternatif kalkınma olayını gündeme getirmiştir. Yapılacak şey, ortaya çıkan bölgesel dengesizlik krizinin yeni bir bölgesel kalkınma hamlesiyle üstesinden gelinmesidir.



Yerinden yönetim bir ülkeye demokrasinin tamamen yerleşmesi anlamına da gelmektedir. Demokrasi çok pahalı bir işlemdir. Demokrasi, aynı zamanda çok iyi bir toplumsal organizeyi ve katılımı gerektirmektedir. Demokrasi ayrıca, sıradan insanların projelerini planlamasına, işlemleri yönetmesine ve nerede başarılı veya başarısız olduğunun gözden geçirilmesine olanak sağlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: Geri: YEREL YÖNETİMLER VE KIRSAL KALKINMA İLİŞKİSİ   Paz Şub. 15, 2009 11:01 pm

Abraham Lincoln’a göre demokrasi “insanlar için, insanlar tarafından, insanların yönetimidir”. Demokrasinin en küçük birimi aile en büyük birimi devlettir. Buradan, demokrasinin en küçük seviyede bile olsa, halkın katılımını gerektirdiği açıktır.



Yerel Yönetimler ve Kırsal Kalkınma



Birçok gelişmekte olan ülkede yerel yönetimler zayıf bir konuma sahiptirler. Çoğunun yönetim yapıları eski sömürge ve geleneklerden etkilenmektedir. Bu ülkelerde halen yerel yönetimlerin ulusal refaha katkıda bulunacakları konusunda genel bir anlayış eksikliği söz konusudur.



Gelişmekte olan ülkelerde (G.O.Ü.) şehirleşme eğilimi olmakla beraber, 1980’lerde bu ülkelerdeki nüfusun ortalama %69’u kırsal alanda yaşamaktadır. Tarım sektörü bu ülke ekonomilerinin bel kemiğini oluşturmaktadır. (Baum and Tolbert 1985, s.83, 275). Kırsal kalkınmayı sağlayabilmek için hem güçlü hem de aktif yerel yönetimler gerekmektedir. (Uphoff and Esmen 1974, s.14). Çoğu durumlarda kırsal kalkınma için planların hazırlanması yerel yönetimlerle merkezi hükümetleri birlikte hareket etmeye zorlamaktadır. (Leonard and Marshall 1982, s.4).



Kırsal kalkınma amacıyla yararlanılacak uluslararası yardımlar, finansal kaynakların dağılımı, insan ve maddi kaynakların hareketliliği, toprak reformu ve diğer kalkınma çabaları hükümetin liderliği ve kontrolü olmaksızın etkin olamayacaktır. Ayrıca, kalkınma olayı gerçekleşirse, hükümetlerin yerel yönetimler üzerindeki etkisinin daha da azalacağını söylemek mümkün olacaktır. (Stohr and Taylor 1981, s.459-460).



Bununla beraber, kırsal kalkınma işleminde yerel yönetimlerin sorumluluklarının ve yetkilerinin daha fazla olması gerektiği de açıktır. Burada dikkat çekici başka bir nokta, bölge halkının kalkındırılması ve böylece yerel yönetimlerin kalkınmayı finanse edebilecek kapasiteye sahip olmasıdır.



Türkiye’de kırsal alan esas itibariyle köyler ve belde dışındaki alanları kapsamaktadır. 5000 nüfus civarındaki kasaba belediyeleri de sorun ve ihtiyaçları açısından kırsal alan kapsamına girmektedirler.



Kırsal alanın kalkınması için görevli yerel yönetim birimleri (kasaba belediyeleri, il özel idareleri ve köyler), mali ve yapısal sorunlarla içiçe yaşamaktadırlar. Kırsal kalkınma için, yerel yönetim birimlerinin sorunları çözülerek hizmet gören bir yapıya kavuşturulmaları gerekmektedir. Böyle bir yapılanma bir anlamda toplumsal kalkınmayı gerektirmektedir.



Türkiye’de herşeyden önce toplum kalkınmasını gerçekleştirmek gerekmektedir. Toplum kalkınmasından daha çok köy, şehir ve kasaba toplum birimlerinin gelişmesini sağlayan yerel toplulukların kalkındırılması anlaşılmaktadır. Aslında toplumsal kalkınma bir ölçüde yerel halkın devletle işbirliği anlamına gelen katılımcılığı ve kırsal kalkınmayı hedefleyen bir çalışma programıdır. (Geray 1989, s.211). Bu olay özellikle kırsal alanda yaşayanların ancak kendi katılımlarıyla hayat standartlarının iyileştirilebileceğine, bunun için de güçlü bir organizasyona ve çalışmaya ihtiyaç olduğu bilincine varmasıyla gerçekleşebilir. Yukarda anlatılanlar doğrultusunda kırsal kalkınmanın aşağıdan yukarıya doğru katılıma dayalı demokratik bir kalkınma yöntemi olduğunu söylemek mümkündür.



Bu tür kalkınma halk katılımcılığı ve girişimciliğini ön planda tutan, demokratik ikna yoluna ağırlık veren, davranış ve düşünce değişikliğini amaçlayan, eğitim yönü ağır basan bir süreçtir. Ayrıca yerel halkın örgütleyici (dernek, vakıf, kooperatif vs. aracılığı ile) ve bütünleştirici bir rolü de bulunmaktadır.



Toplumun nispi olarak fakir olduğu ve devlet olanaklarının son derece kısıtlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında devlet-millet işbirliğine giderek dönemin şartlarına göre iyi hizmetler yerine getirilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kalkınma anlayışını, siyasetini ve özverisini bugün görmek mümkün değildir.



Gerçek bir kırsal kalkınmanın halkın katılımıyla gerçekleşebileceğinin bilinmesine rağmen çözüm Ankara’dan, siyasetçi ve bürokratlardan beklenmektedir. Bunun sonucu olarak bugün gelinen noktada kalkınma konusunda istenilen gelişmenin sağlanamadığı, halen bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının yüksek düzeylerde olduğu söylenebilir. Çözüm insanların beraberce üretme kültürünü benimsemelerinde ve bunun gereğinin yapılmasında yatmaktadır. (Mortan 1989, s.28).



Türkiye’de insanlar büyük ölçüde merkezden alınan kararlara ve aktarılacak kaynaklara göre kendi geleceklerini endekslemişlerdir. Katılımcılığın söz konusu olmadığı, büyük ölçüde merkeze bağımlı, toplumun kişisel kararlarını açıklamasına imkan tanımayan, kişisel ve bireysel hareket etme, çalışma, proje üretme kapasitesini körleyen bir merkeziyetçi yapı yerel katılımcılığı harekete geçirecek kurumların işlevlerini de pasifize etmektedir.



Merkezi idarenin taşra birimi olan ilde, özellikle ödeneklerin harcanmasında merkezin onayının gerekmesi katılımı esas alan yerel kalkınmayı güçleştirmektedir. Birçok yasal düzenlemeye rağmen il özel idareleri yetersiz kalmakta, kırsal kalkınmayı gerçekleştirecek yapı oluşamamaktadır. İl özel idaresinin yapacağı işlerde merkezden onay alınması, merkeziyetçiliği daha da artırmıştır. Halkın katılımıyla gerçekleştirilecek projelerin merkezin onayına sunulması, toplum kalkınması açısından son derece engelleyici bir unsur olmaktadır.



Yerel hizmetler, genel bütçeden ayrılacak ve gönderilecek ödeneklerle, çok ağır işleyen bir mekanizma ile finanse edilmektedir. Genel bütçeden alınan sınırlı kaynaklarla ve ağır işleyen ihale sistemiyle yerel hizmetlerin yeterli bir şekilde yürütülmesi mümkün değildir. (Yazıcıoğlu 1989, s.200).



Köy, Belde ve İl düzeyinde halkın katkılarıyla büyük hizmetler yapılabileceği halde, hizmetlerin merkezden yürütülme isteği büyük kaynak israfına neden olmaktadır.



Köy idarelerinin adından başka hiçbir etkinliği yok. İl özel idareleri son derece yetersiz kaynaklarla hizmet vermeye çalışmaktadır. Aynı hizmetleri, çeşitli bakanlıklara bağlı taşra birimleri de yerine getirmektedir. Burada bir görev bölüşümü kargaşası yaşanmaktadır. Belediyeler de diğer yerel birimlere nazaran finansman yönünden daha iyi durumda olmasına rağmen artan şehirleşme sorunları karşısında kaynakları son derce yetersiz kalmaktadır.







SONUÇ VE ÖNERİLER

Büyüme kutupları kuramına uygun olarak, Türkiye’de de sanayi merkezlerinin batıda kurulması ve kırsal alanlardaki iş imkânlarını yetersizliği aşırı şehirleşme olayının yanında bölgesel dengesizliklere de neden olmaktadır. Genelde kırsal alanlar batı yörelerine emek, sermaye ve pazar sağlayarak bu yörelerde hızlı rant artışlarına neden olmuştur. Bu akım zaman içinden kendini besleyerek kırsal bölgeler giderek fakirleşmiş ve göç olayı hızlanmıştır.



Aşırı göç olayı sonucu şehirlerde de birçok sorunlarla karşı karşıya kalınmıştır. Şehirlere göçen kişilerin sorunları çığ gibi büyümesine rağmen göç olayı devam etmektedir. Bunun nedeni göç eden kişilerin geldikleri yerlerdeki hayat şartlarının hala şehirdeki hayat şartlarına kıyasla daha kötü olmasıdır. Hiç bir altyapı hizmetlerinin ulaştırılamadığı gecekondu alanlarında yaşayan insanların bu felaket durumlarının hala daha önce yaşadığı kırsal alandaki şartlara göre iyi olması, kırsal alanda yaşanılan sefaleti daha iyi gözler önüne sermektedir.



Ülkemizde halen yürürlükte olan merkeziyetçi yönetim geleneği halkı sistemin dışında bırakmıştır. Halkın kendisinin etkileyemediği bir siyasal sistemde yaşamakta olduğunu düşünmesi, onun sisteme yönelttiği desteği kesmesine yol açmış, öte yandan bu durum halkın kontrolü mekanizmasının gevşemesine ve hizmetlerde verimliliğin azalması gibi olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dolayısıyla her şeyi devletten bekleyen, bedel ödemeden hizmet isteyen bedavacı bir insan tipi oluşmuştur. Devlet-millet ayrı varlıklar olarak düşünülmekte, ekonomik kalkınma ve gelişmeye yönelik çabalar sadece devletten beklenmektedir.



Oysa, gelişmiş ülkelerde kalkınma, önemli ölçüde, halkın yönetime etkin katılımı ve yerel kaynakların harekete geçirilmesiyle gerçekleştirilmiştir.



Halkın yönetime katılabileceği ve kendi yöresinin kaderini ilgilendiren kararların alınmasında etkili olabileceği en uygun yönetim birimi yerel yönetimlerdir. Bu sebepledir ki yerel yönetimler demokrasilerin okulları olarak kabul edilirler. Ancak ülkemizde halkın yönetime katılması bakımından demokrasi sadece beş yılda bir yapılan seçimlerden ibaret kalmaktadır.



Türkiye’de kalkınma planlarında kırsal kalkınmaya yer verilmesine rağmen hiçbiri uygulamaya konulamamıştır. Bölge planlaması kırsal kalkınma için vazgeçilmez bir unsurdur. Bölge planları da yerel idareler tarafından bölgesel ihtiyaçlara ve imkânlara göre yapılmalıdır. Merkezden yapılacak bölge planlaması başlangıçta ölü doğmuş anlamına gelecektir. Türkiye uygulamasında da bu durum yaşanmaktadır.



Kırsal kalkınmayı sağlamanın en akılcı yolu, konuyu halka mal etmek ve halkın katılımını en üst düzeyde sağlamaktır. Yerel düzeyde halk katılımını gerçekleştirecek örgütler yerel yönetimler olacaktır. Türkiye’de bölgesel kalkınma ve planlama kavramlarına yerel yönetimler yabancı kalmışlardır. Zaten, günümüzdeki yerel yönetimlerin yapısı bölgesel plan yapmaya ve uygulamaya müsait değildir. Hâlbuki halkın katılımının sağlandığı bir yerel yönetim yapısının oluşturulması bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için önemli fonksiyonlar yerine getirebilecektir.



Bölgesel dışsallıkları olan mal ve hizmetleri yerel yönetimler merkezi idareye göre daha etkin üretirler. Bu malların faydaları bölgesel düzeyde bölünmez özelliktedir. Milli sınırlar içindeki toplumun tümü bu malların faydasından yararlanmaz. Örneğin, büyük kentlerde hava kirliliğinin önlenmesi yönünde alınan kararlar bu kentte yaşayan insanları ilgilendirecektir. İdari yönden bu kente bağlı köy ve kasaba halkları bu hizmetten yararlanmayacaktır. Bu nedenle, bölgesel düzeyde söz konusu olan malları yerel yönetimler üretmelidir.



Bölgesel planlamayı gerekli kılan önemli bir faktör de hizmet götürülen alanla ilgilidir. Belli bir nüfusa sunulacak hizmetin maliyeti, hizmet alanı genişledikçe azalacaktır. Hizmet alanı genişlemeye devam ettiği müddetçe maliyetteki azalma belirli bir noktada duracak ve bu noktadan itibaren maliyetler tekrar artmaya başlayacaktır. İşte marjinal maliyetteki azalmanın durduğu noktayı temsil eden hizmet alanı, optimum hizmet alanıdır. Belediyelerin hizmet götüreceği alanları optimum alanı bularak sınırlamak gerekmektedir.



Gelişmiş ülke örneklerine bakıldığında, güçlü merkezi idarelerin, güçlü yerel yönetimlerle sağlandığı müşahede edilmektedir. Oysa Türkiye’deki merkeziyetçi-bürokratik idari yapı, sosyal ve ekonomik kalkınmanın engeli olup, katılımsız, statik ve çağın gelişmelerine cevap vermekten çok uzaktır.



Yöre halkının yükümlülüklerle birlikte, yerel yönetimlerdeki temsil gücünün ve denetim yetkisinin de artırılması gerekir. Hiç bir yasal düzenleme, halk ya da kamuoyu denetiminden daha etkin olamaz.







YARARLANILAN KAYNAKLAR

1. AHN,B.M.; W.W. BOYER (1989), “The Rise and Fall of South Korea’s Nev Community Movement”, under review by International Review Administrative Sciences, (SAGE: London, Newbury Park, Beverely Hills and New Delhi).



2. BAUM W.C.;S.M.TOLBERT (1985), Investing in Development, Lesson on World Bank Experience, Oxford University Press, Newyork.



3. GERAY, C.(1989). “Toplum Kalkınması Açısından Yerel Yönetimler”, İl Özel İdareleri Başta Olmak Üzere Mahalli İdareler ve Toplum Kalkınması Sempozyumu, Yayın no: DPT: 2173-SPB: 417, Ankara.



4. LEONARD, D.K.(1982), “Analyzing tihe Organizational Requirements for Serving the Rural Poor” D.K.Leonard and D.R.Marshall eds. İçinde, Institutions of Rural Development for the Poor, University of California Press: Berkeley.



5. MORTAN, K. (1989), “Toplum Kalkınması Ama Nasıl?”, İl Özel İdareleri Başta Olmak Üzere Mahalli İdareler ve Toplum Kalkınması Sempozyumu, Yayın no DPT: 2173-SPB: 417, Ankara.



6. STOHR,W.B.; D.R.F. TAYLOR, eds. (1981), Development from Above or Below? John Wiley& Sons Ltd.: London.



7. UPHOFF, N.T.; M.J.ESMAN(1974), Local Organization for Rural Development: Analysis of Asian Experinece, Center for International Studies, Cornel University: Ithaca, N.Y.



8. YAZICIOĞLU, R.(1989), Mahalli İdareler Reformu-Kalkınma ve Bürokrasi”, İl Özel İdareleri Başta Olmak Üzere Mahalli İdareler ve Toplum Kalkınması Sempozyumu, Yayın no:DPT:2173-SPB:471, Ankara.



Kaynak:http://www.icisleri.gov.tr/_Icisleri/Web/Gozlem2.aspx?sayfaNo=538
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
YEREL YÖNETİMLER VE KIRSAL KALKINMA İLİŞKİSİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» iİLGİNÇ ÖLÜMLER!!!!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ BİRLİK HAREKETİ :: İlk kategoriniz :: KENTSEL YAŞAM-YEREL YÖNETİMLER-
Buraya geçin: