MİLLİ BİRLİK HAREKETİ

Korku ve baskıyla gündem saptırılarak ülkemizin gerçek sorunlarının gözardı edilmesine gözyummadan milli birlik ve beraberlik içinde vatanına, milletine, dini ve milli değerlerine, cumhuriyetine korkmadan sahip çıkmak isteyen onurlu TÜRK insanının sesidir
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 YEREL YÖNETİMLERDE YOKSULLUĞUN AZALTILMASI ANLAYIŞI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: YEREL YÖNETİMLERDE YOKSULLUĞUN AZALTILMASI ANLAYIŞI   Paz Şub. 15, 2009 10:48 pm

Dr. Muharrem ES

Kentler, uygarlığın, gelişmenin, refahın, estetiğin, kültürün ve insana ilişkin her olumlu şeyin kaynağı ve merkezi olarak bilinirler. Gerçek anlamda bir kent, her zaman bu olumlu nitelemelere sahiptir. Ancak, hep bu idealize edilen kentin yanında bir de gerçekleşemeyen ve düşlerde kalan bir kent vardır. Ve bu kentin tutunamayanları vardır. “Tutunamayanlar” kavramı özellikle seçildi. Her ne kadar bu deyiş bir romandan esinlenilse de, dünyanın ve elbette kentlerin tutunamayanlarının çok fazla olduğu bir yüzyılda, bu tanımlama oldukça uygun düşmektedir. Doğuştan şanssız olanlar, bir türlü belli bir yaşam standardının üzerine çıkma olanağı bulamayanlar, dünya nüfusunun yaklaşık % 80’ni oluşturmaktadır. “Yoksulluk” ve “yaşama bir yerinden tutunamama” oldukça örtüşmektedir. Çünkü, yoksul olan, asgari yaşam standardından yoksun kimse olarak tanımlanmaktadır (Dağdemir, 1999: 25). Asgari yaşam standardını yakalayamayan kimseler çoğu kez, kentlerin tutunamayanları olarak “varoş insanları” ya da “gecekondulular” “sınıfaltı kitle” (Pınarcıoğlu ve Işık, 2001: 31) gibi kavramlarla kimine göre, sağlıksız kentleşme ürünleri, kimine göre barınma ve geçinme sorunlarına alternatif ekonomik çözüm (Keleş, 2002: 551 ) gibi göreli tanımlamalarla sınıflandırılmaktadırlar.

Bu sınıflandırma, gerçekte her kentte yan yana yaşayan, ancak birbirinden kopuk; kentin bir yüzünde alabildiğinde refah içerisinde yaşayanlar, diğer yüzünde büyük bir bölümü işsiz, çocuklarının oynayacak oyun alanı bile olmayan, eğitim olanakları sınırlı, sinema ve tiyatro gibi kavramlara yabancı olanlar (Erkan, 2000: 18-19); bir tarafta su gibi para harcayan ve her akşam ekranlardan taşan “ünlü”lerin yaşamı, diğer tarafta çocuğuna okul elbisesi alamayan ve harçlık veremeyenlerin, gelecekten umudu olmayanların ve sürekli depresyonda yaşayanların bir fotoğrafını da sunmaktadır.

Sağlıksız kentleşmeyle birlikte kente taşınan, ancak hiçbir zaman kentlileşemeyen nüfus, bir anlamda akla gelebilecek her anlamda hayata tutunamayanlar sınıfına girmekte, tüm kentsel toplumsal yapıdan kopan ve kendine özgü yaşam alanları oluşturan bir bütün olarak kabul edilmektedir. Kentsel yoksulluk, çeşitli yokluklardan acı çeken yoksulları, sosyal korumayı, sağlık, eğitim, konut, kişisel güvenlik, alt yapı gibi yoklukları kapsayan, dinamik ve potansiyel boyutları olan bir sorundur (www.worldbank.org, 2002). Doğal olarak, “diğer kentliler”le aralarında önemli eşitsizlikler ve kopukluklar olan bir toplumsal kesimi anlatmak üzere kullanılan bir fenomendir.

Gelir, eğitim, sağlık, güvenlik ve yaşam kalitesindeki yetersizlikler sonucunda, kendine yetemeyen ve kentsel toplumsal yapıya yabancılaşan bir sınıf doğmaktadır. Bu durum, hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler için geçerlidir. Ancak, gelişmekte olan ülkelerde durum çok daha trajik bir boyuttadır. Temel gereksinimlerini bile karşılamaktan yoksun sınıflar, her türlü sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel hastalığın kaynağı durumuna gelmektedirler. Küreselleşmenin kontrol edilemeyen negatif yanları da bu hastalıkları artırmakta, kamu hizmetlerinin bile artık yalnızca satın alma gücü olanlara sunulması gibi bir sapmaya gidilmektedir.

Türkiye’de de hem büyük kentlerde hem de diğer kentlerde kentsel yoksulluğun, kentsel kopmanın ve gettolaşmanın her örneğine rastlamak olanaklıdır. Oldukça sorunsuz görünen, sağlıklı kentleşmenin yaşandığı düşünülen kentlerde bile bu durumla karşılaşılabilmektedir. Bu kentlerde bile birçok kimsenin, mesleksiz, sağlıksız, mutsuz, gergin ve tüm kentsel sosyal yapıdan kopuk olduğu gözlenebilmektedir. Konya, oldukça sağlıklı kentleşmesi olan ve gecekondusuz bir kent olarak bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı da gerçekte ruhsatsız konuta hemen hiç rastlanmayan Konya’da, gecekondulu kesimin yaşam standartlarına sahip bir kentsel nüfusun, yoksulların ve tutunamayanların olup olmadığını ortaya koymak ve sorgulamaktır.

Türkiye’de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerin %50’den fazlası varoşlarda/yoksulluk mekanlarında yaşamaktadır. Sağlıklı bir kentsel gelişme ve yapılaşmanın olmadığı Türkiye’de birçok il merkezinde temel altyapı sorunları bile aşılmış değildir. Kaldı ki, kentsel yoksulluğun ve doğurduğu parçalanmışlığın giderilmesi herşeyden önce bir sosyal planlama konusudur. Temel altyapı sorunları aşıldıktan sonra kentle bütünleşemeyenlerin kentsel toplumsal sistemle bütünleştirilerek, her alanda üretken, kendine yeten, dolayısıyla her türlü sosyal şiddet ve yıkımdan arınmış bir kimliğe büründürmeleri için katılımcı ve demokratik bir sosyal planlamanın kısa ve uzun dönemli olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.



1. Yoksulluk Kavramı

Yoksulluk kavramı ile ilgili olarak seçilen yaşam standardına göre farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Örneğin, bir “mutlak yoksulluk” kavramı vardır ve buna göre hane halkı ya da bir kişinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan en düşük tüketim düzeyidir” (Dumanlı, 1996: 6). Bu tanım, aynı zamanda yoksulluk sınırını da göstermektedir. Çünkü, tanım içerisinde kira, elektrik, giyim ve yakıt gibi zorunlu gereksinimler de vardır. Ancak, yoksulluk sınırı göreli bir kavramdır ve kırda ya da kentte yaşamaya göre değişebilmektedir. Bir de, yoksulluğu tanımlarken ekonomik boyutu ölçü almak, “yoksulluk” tanımını sınırlamayacak mıdır? Ağırlıklı yaklaşım ekonomik boyutun dikkate alınarak, yoksulluğun ölçülmesi ya da tanımlanmasıdır (Şenses, 2001: 62). Yine de, girişte sözü edilen sosyal ayrışma göz önüne alınacak olursa, ekonomik ölçütlere göre yapılacak bir tanımlama oldukça yetersiz kalmaktadır. Bu yetersizliğe karşın, temel gereksinimler dikkate alınarak ekonomik ölçütler önemini korumakta, diğer gereksinimler ikincil önem kazanmaktadırlar.

Yoksulluğun ölçülmesinde “gıda-enerji alımı yöntemi” ve “temel gereksinmeler maliyeti yöntemi” olarak iki farklı yöntem kullanılmaktadır. Her iki yöntemde de nüfusun temel gereksinmelerini karşılayabilmesi baz alınmaktadır. Bunlar günlük kalori gereksinimi ve temel gereksinmeleri kapsayan bir sepetten oluşmaktadır (Dağdemir, 1999: 26). Kırsal alanlar için günlük kalori gereksinimi 2400, kentsel alanlar için 2100 olarak belirlenmiş ve bu yoksulluk çizgisi olarak kabul edilmiştir (Alagh’tan aktaran Şenses, 2001: 63).

Dünya Bankası’nın 2001 verilerine göre Hindistan’da nüfusun % 44.22si ve Zambiya’da %72.6’sı ve Türkiye’de %2.4’ü günde bir doların altında bir gelirle yaşamaya çalışmaktadır (Şenses, 2001: 119). Yine Dünya Bankası 2000 verilerine göre 2000 yılında dünyada nüfusun %26’sı ve yaklaşık bir milyar iki yüz milyon kişi günde bir doların altında bir gelirle yaşamaktadır (Worldbank, 2002).

Son çözümlemede 1984’te Avrupa Birliği Bakanlar Kurulu’nun tanımladığı yoksulluk kavramına yer vermek doğru olacaktır (İnsel, 2001: 70): “Yoksullar (...) maddi, kültürel ve toplumsal kaynakların çok sınırlı olması nedeniyle, ikamet ettikleri üye ülkede asgari seviyede kabul edilebilir yaşam tarzından dışlanan kişilerdir.” Yoksulluk, bu belirlemeye göre doğal bir ayıklanma süreci gibi “dışlanmış” bir kesimi oluşturmaktadır. Dünyanın neresinde olursa olsun bu gerçek değişmemektedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: Geri: YEREL YÖNETİMLERDE YOKSULLUĞUN AZALTILMASI ANLAYIŞI   Paz Şub. 15, 2009 10:49 pm

2. Dünyada Yoksulluk



Dünyada yoksulluğun boyutlarını bütünsel olarak görebilmek için gerek ulusal düzeyde gelir dağılımı araştırmalarını yürüten istatistik kuruluşlarının yaptıkları araştırmaların, gerekse uluslararası kuruluşların sonuçları son derece önem taşımaktadır. Ulusal düzeyde yapılan gelir dağılımı araştırmalarında kişilerin kendilerini ve ailelerini geçindirebilecek belirli bir minimum gelir esas alınmakta ve bu gelirin altında gelire sahip olan nüfus “yoksul” olarak adlandırılmaktadır. Ulusal düzeyde yapılan araştırmaların metodolojileri ve hesaplama yöntemleri birbirinden farklılıklar gösterdiğinden genel olarak ülkelerarası karşılaştırmalar yapmak doğru ve güvenilir değildir. Bununla birlikte tüm gelir dağılımı araştırmaları nihayetinde bir tahminden öteye anlam taşımadığından bu yapılan araştırmaların sonuçlarından yararlanmak pekala mümkündür. Uluslararası kuruluşların gelir yoksulluğu araştırmaları ise ulusal düzeyde yapılan araştırmalardan farklıdır. Dünyada halen gelir dağılımı konusunda düzenli ve kapsamlı gelir dağılımı istatistiklerini yapan kuruluşların başında Dünya Bankası gelmektedir. Dünya Bankası, günlük 1 $ ya da 2 $’ın altında bir gelirle yaşamını idame ettirmek zorunda olan nüfusu “yoksul” olarak adlandırılmaktadır. Şüphesiz, Dünya Bankası’nın bu metodolojisi de bazı iktisatçılar tarafından eleştirilmektedir. Şimdi bu kısa açıklamalardan sonra dünyada gelir yoksulluğunun boyutlarını mevcut istatistikler çerçevesinde ortaya koymaya çalışalım:



-Bangladeş’te günde 1 doların altında bir gelire sahip nüfus oranı % 30, günde 2 dolardan daha az bir gelire sahip nüfus oranı ise % 79’dur.

-Burkina Faso’da günde 1 dolardan daha az bir gelirle yaşamını idame ettiren nüfusun % 61 olduğu tahmin edilmektedir. Günde 2 dolardan daha az bir gelire sahip nüfus oranı ise % 86 olarak tahmin edilmiştir.

-Merkezi Afrika Cumhuriyeti’nde nüfusun % 66.6’sı günde 1 doların altında bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu ülkede günde 2 doların altında bir gelire sahip nüfus oranı ise % 84 tür.

-Zambiya’da da gelir yoksulluğu oldukça yüksek boyutlardadır. Bu ülkede nüfusun % 72.6’sı 1 doların altında bir gelire sahip bulunmaktadır. Nüfusun % 91.7’si ise 2 doların altında bir gelirle yaşamını idame ettirmektedir.



Ülkeler bütünüyle dikkate alındığında ve gelişmişlik düzeyleri karşılaştırıldığında yüksek, orta ve düşük gelirli ülkeler olarak sınıflandırılmaktadır. Bugün Paris’li bir orta sınıf aile, Güneybatı Asya’nın kırsal kesiminde yaşayan bir aileye oranla yüz kat daha fazla kazanıyor, Filipinli bir çiftçi, New York’lu bir avukatın bir ayda kazandığına ancak iki yılda erişebiliyor ve Amerikalılar her yıl lokanta ve süpermarketlerde 30 milyar dolar harcıyorlarsa ki bu da Bangledeş’in GSMH’na eşitse, bu durum ortada oldukça büyük bir sorunun olduğuna işarettir (DPT, 2001:109).



Dünyada yoksulluğun Güney Asya ve Güney Sahra ülkelerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Güney Sahra ülkeleri yoksulluk oranı açısından Güney Asya bölgesini de aşmakta ve yaklaşık her iki kişiden birinin yoksul sayıldığı bir görünüm sergilemektedir. Öte yandan yoksulların 1998 yılında yaklaşık %30’unun yaşadığı Doğu Asya ve Pasifik ile Latin Amerika ülkelerinde yoksulluk oranının yaklaşık %15 dolayında olduğu görülmektedir (Şenses,2001:115).



Genel eğilimler olarak, kırsal yoksulluk Asya’da kentsel yoksulluk ise, kentleşme düzeyinin şimdiden çok yüksek oranlara ulaşmış olmasının bir sonucu olarak Latin Amerika’da en yüksek boyutlara ulaşmıştır. Öte yandan, hızlı kentleşme sonucunda kentsel yoksulluk oranlarının yakın bir gelecekte Asya ve Afrika’da da önemli ölçüde artması beklenmektedir (Şenses, 2001:116).





3. Türkiye’de Yoksulluk


Türkiye’de yapılan araştırmalar yoksulluğun yaygın olduğunu göstermektedir. Yoksulluk sınırı 1$ olarak kabul edilerek yapılan çalışmalarda Türkiye’de nüfusun %15’inin yoksul olduğu tespit edilmiştir (DPT, 2001:141) Şayet günlük yoksulluk sınırı 1.5$ olarak kabul edilirse yoksul kişi oranı %38’e çıkmaktadır.



Yoksulluğun nedenlerine inildiğinde ise çeşitli faktörler görülmektedir;



1. Gelir Dağılımı Bozukluğu; Yerleşim yerlerine göre Gini oranları değerlendirildiğinde oranın 1’e yaklaşması eşitsizliklerin artışını göstermekte, 0’a yaklaşması hali ise eşitsizliklerin azalmasını ve sıfır haline ulaştığında ise hiçbir eşitsizliğin kalmadığını veya bir başka deyişle tam eşitsizlik durumuna ulaşıldığı sonucu hipotetik olarak kabul edilmektedir. Gelir, mülkiyet vb. anlamında Gini oranları değerlendirildiğinde Türkiye 0.49 oranı ile ciddi boyutlarda eşitsizliklerin yaşandığı bir ülke olarak değerlendirilmelidir (DPT, 2001:139). Nüfusun ilk %20’lik dilimi milli gelirden %4.86 pay alırken son %20’lik kısmı milli gelirden %54.88 pay almaktadır.

2. Ücretlerin Düşüklüğü; Yapılan araştırmalarda gerek kamu gerekse özel sektörde ücretlerin yıllar itibariyle reel olarak düşüş trendine girdiği görülmektedir. Kamu kesiminde 1991 yılında 100 olan reel ücret endeksi 1998 yılında 73.9’a düşmüştür. Özel kesimde ise 1991 yılında 100 olan reel ücret endeksi 81.8’e düşmüştür (DPT, 2001:143).

3. Bölgelerarası Farklılıklar; Türkiye’de coğrafi olarak dezavantajı, yatırım önceliklerine ilişkin politikalardaki eksiklikler, kesintisiz enerji kaynağı, kalifiye işgücü vb. sanayinin yer seçiminin temel belirleyicilerinden pazara yakınlık veya güvenli ulaşılabilirlilik gibi etmenlerin yanısıra, yatırıma dönüşebilir sermayenin yetersiz birikimi tarihsel olarak bölgeler arasında dengesiz gelişme sorununu gündeme getirmiştir. Türkiye’de yoksulluğun en az yaşandığı bölge %4 ile Ege Bölgesi’dir. Ege Bölgesi’ni %7 ile Marmara Bölgesi, %11 ile Akdeniz, %12 ile İç Anadolu Bölgesi, %19 ile Karadeniz Bölgesi, %24 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi takip ederken %25 ile Doğu Anadolu Bölgesi Türkiye’nin en yoksul bölgesidir (DPT, 2001:140).

4. Kayıtdışı İstihdam; Türkiye’de hızlı nüfus artışı, göç ve kentleşme ile istihdam yapısı işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Kayıtlı sektörde iş bulamayan işgücü ise, kayıt dışı istihdama yönelmektedir. Bir anlamda işsizlik kayıt dışı istihdam arasında doğrudan bir ilişki vardır. İşsizlik arttıkça kayıt dışı istihdamın boyutları da genişlemektedir (Ekin, 2000:29). Türkiye’de tarım kesiminde istihdamın %89’u, madencilik kesiminde istihdamın %6’sı imalat sanayinde istihdamın %21’i, inşaat kesiminde istihdamın %51’i ve hizmetler sektöründe istihdamın %22’si kayıt dışıdır. Kayıt dışı çalışma ise düşük ücret, sosyal güvenlikten yararlanamama ve netice olarak yoksulluğu getirmektedir (Lordoğlu, 1989:116).

5. Kentleşme ve İç Göç; Türkiye’de göç olgusunun ve beraberinde getirdiği kentleşmenin nedeni, tarımda, modern üretim tekniklerinin kullanılması, buna karşılık tarımda çalışmasına ihtiyaç duyulan insan gücü miktarının azalması, tarımsal verimliliğin yetersizliği ve toprakların miras yoluyla paylaşılmasıdır (Akad, 1982:135). Türkiye’de 1999 yılı verilerine göre kentli işsiz sayısı kırsal açık işsiz sayısının 3 katı kadardır. Ülkemizde kentleşme ekonomik büyüme ile birlikte yürümediğinden göç yoluyla kente gelenler işsiz kalmakta veya kayıt dışı sektörde çalışmaktadırlar (Özsoylu, 1994:20).



4. Kentsel Yoksulluk

Kentsel yoksulluk, bütün dünyada ve özellikle az gelişmiş ülkelerde çok önemli bir sorundur. Nedenleri arasında ilk başta ekonomik yetersizlikler gelmekte ve bunun da gerçek nedeni çoğu kez politik istikrarsızlıklar olmaktadır. Eğitim, sağlık, barınma, güvenlik, sosyal olanaklardan yararlanma gibi temel gereksinimlerin karşılanamaması kentsel yoksulluğu beslemektedir. Aşağıdaki tabloda konunun farklı boyutları nedenleriyle birlikte gösterilmektedir:

Tablo 1’den görüleceği üzere, kentsel yoksulluğun en önemli bileşenleri, işsizlik, gelir düzeyindeki düşüklük, yetersiz sağlık koşulları, barınma sorunları, sosyal bütünleşme ve suçluluk sorunları olarak görünmektedir.

Türkiye’de gecekondulu nüfus kentsel yoksulları temsil etmiş ve yapılan ilk görgül araştırmalarda da gecekondulu nüfus ve yaşama koşulları incelenmiştir (Bostanoğlu, 1992: 154-159). Türkiye’de 1950’li yıllara kadar, kentsel toplumsal yapı hemen hemen türdeş özellikler gösterirken, 1950’lerden 1980’lere kadar ölçüsüz bir kentleşme yaşanmış ve kentin “onulmaz yoksulları” gecekondulular sahneye çıkmış ve çoğunlukla tutunamayanlar sınıfında kalmışlardır. Bu dönemden itibaren kentsel gelişme süreçleri kökten değişirken “nöbetleşe yoksulluk” (Pınarcıoğlu ve Işık, 2001: 36-37) dönemi de başlamıştır. Önce gecekondululaşanlar bir biçimde bir yolunu bulup kurtulanlar, nöbeti yeni gelenlere ya da bir türlü kentte tutunamayanlara yerlerini devretmişlerdir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: Geri: YEREL YÖNETİMLERDE YOKSULLUĞUN AZALTILMASI ANLAYIŞI   Paz Şub. 15, 2009 10:50 pm

4.1. Kentsel Yoksulluğun Gelişimi


Son dönem Osmanlı ile Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak yaklaşık 1950’lere kadar ki süreçte İstanbul toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel farklılıkları ile kentsel mekan doğu-batı temsiliyeti içindeki bir ikili çerçevede değerlendiriliyordu. Osmanlı-İslam gelenekleri ve değerlerinin yaşadığı Aksaray, Fatih, Eyüp gibi artık kenarlaşmış semtlerle batılı yaşam tarzının apartmanlarla simgeleştiği Beyoğlu, Nişantaşı ve Harbiye gibi modern semtler aynı zamanda yoksulluk ve zenginlik ayırımına da tekabül etmekteydi (Alada, 2002:244).



II. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan taşralı zengin tipinin üst sınıfa geçiş arayışı ile İstanbul’a gelmeleri neticesinde ortaya çıkan kentsel göç, savaş sonrasında da kırsal alandaki yoksul insanların gelişleriyle devam etmiştir. Bu ortaya çıkan göç, sanayinin gelişiminden daha hızlıdır ve sanayinin istihdam edemediği yoksul insanlar için farklı iş alanlarının devreye girmesine sebep olmuştur. 1950’li yıllarda üretimde hizmet sektörünün hızlı gelişimine paralel olarak “henüz” örgütlü sektörlerce kapsanmayan alanlarda hizmet sunmanın ve böylece kentsel ekonomik mekanda kalıcılık kazanmaya başlamanın kentin fiziksel mekanına yansıması ise, kentlerin kenarlarına kurulan derme çatma barakaların mahalle statüsüne geçmeye başlaması, fabrikaların bu ucuz işgücünden yararlanabilmek için yakınlarındaki boş alanlarda gecekondu mahalleleri oluşmasına “sıcak bakmalarına” yol açmıştır (Şenyapılı, 2000:164-165).



Böylece örgütlenmemiş yapı ve düşük gelir ile marjinal ya da enformel olarak tanımlanabilen iş olanaklarını kullanarak varolmaya çalışan yeni kentliler, en temel kentsel kamusal hizmetlerden yoksun, aile ve kısmen hemşehrilik dayanışması içinde bir biçimde varolabildikleri gecekondularla barınma ihtiyaçlarını karşılayabilmişlerdir. Kültürel ve sınıfsal farklılığın mekandaki yansıması olarak gecekondu mahalleleri insanları ancak politik bir güce eriştikten sonra kamusal hizmetleri elde etmişlerdir. 1970’li yılların sonlarına doğru gecekondu bölgelerinde yapılan alan çalışmalarının ortaya koyduğu ortak bir tespite göre, halkta gelecekten umut beklentisi yüksektir (Kıray, 1998:148-149).



1940’lı yıllarda başlayarak 1980’lere kadar yoğun biçimde yaşanan kente göç süreci sadece İstanbul için baktığımızda 1945’te toplam nüfus içinde İstanbul’un payı (1.078.399/18.790.174) %5.7 iken, 1980’de %10.5, 2000’de %15, 2010 yılında %19 olması beklenmektedir ve bunun ortaya koyduğu mekansal toplumsal eşitsizlik durumu, kentin ekonomik devinim süreci içinde kendiliğinden ortaya çıkan yapısal özellikler olarak değerlendirilmiştir. İş dünyasının aşırı nüfus göçünden rahatsız olmadığı, gecekondulaşmayı pek dert etmediği, marjinal sektördeki gelişmeye “dinamizm” nitelemesi yaptığı bu dönemin kilit kavramı “iç pazara dönük büyüme” idi (Sönmez, 2001:86). Gecekondularda yaşayanlar politik güce kavuştukça yasallık kazandırılmış, ileriye dönük yasaklayıcı hukuki düzenlemelerle dönem dönem farklı yönetsel ve siyasal müdahalelere konu olmuştur.



1950’den günümüze geçen dönemde kentsel yoksulluk, toplumun istihdam olanakları açısından örgütsüz marjinal kesimleriyle (işin süreksizliği ve güvensiz oluşu dolayısıyla en düşük gelir getirisi olması itibariyle) gecekondu toplumunda örtüşmektedir. Kentlerde sosyo-kültürel özellikler açısından merkez-çevre ya da modern ve geleneksel ayrımında mekanlar yaratılmakla birlikte buralardaki yaşantı karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde eş zamanlı ve eş mekanlı olabilmektedirler (Tekeli, 1976:15).



Büyük kentlerdeki gecekondu toplumunun 1940’lı yıllardan bugüne geldiği çizgisinde ortaya çıkan temel bir özelliği, değişik sınıf öğelerini kucaklayan kültürel bir benzeşmeyi temsil ediyor olmalarıdır. 1973’te yayınlanan gecekondu çalışmasında Mübeccel Kıray, nüfusun Ankara’da %61’i, İstanbul’da %45’i ve İzmir’de %43’ünün gecekondularda oturduğunu ve gecekonduda yaşayanlar için klasik sınıf tanımlamalarından hiçbirisinin kullanılamayacağını açıklamaktadır(Kıray,1998:91-99).Bugünün kentlerinde yaşanan yoksulluğun geçmiştekinden farklı olarak toplumun daha geniş bir kesimini etkisi altına alarak sürekli biçimde yaygınlaşan “yeni kentsel yoksulluk” olarak kavramsallaştırılması söz konusudur (Alada, 2002:246). Buraya kadar gelinen süreçte, 1980’li yıllarla birlikte sermayenin küreselleşmesine bağlı olarak bütün dünyada ulusal gündemlere, kamu sektörünü olabildiğince daraltıcı, yapısal uyarlama, liberalizasyon ve özelleştirme politikaları yerleşti. Küreselleşme eğilimlerinin sonucu ve bütünleyicisi olarak “yerel” ayrı ve yeni bir önem kazanırken, bu bağlamda kentin bizzat kendisi sermaye birikiminin ana unsuru oldu. Kentler özellikle üretim iletişim potansiyelleri, kimlikleri ve rekabet güçleri ile dünya sistemi içinde belirleyici aktörler olarak yer almaya başladılar. Bu yer alış biçimleri kentler arası hiyerarşik yapıyı oluşturdu (Alada, 2002:246).
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: Geri: YEREL YÖNETİMLERDE YOKSULLUĞUN AZALTILMASI ANLAYIŞI   Paz Şub. 15, 2009 10:51 pm

Tablo 1: Kentsel Yoksulluk: Nedenleri Ve Sonuçları

Yetersizlik
Nedenler
Siyasal İçerikli Nedenler
Diğer Etkiler

GELİR
Temel mal ve hizmetleri alma gücünden yoksunluk

Geçici işler

Niteliksiz iş gücü


Ekonomik krizler

 Eğitim, sağlık, altyapı ve ulaşım gibi sosyal ve fiziksel altyapının yetersizliği
Barınma sorunları

Temel kamusal hizmetlerin sağlanamamasından dolayı sağlıksız ortamlarda yaşama

 Eğitimsizlik

 Sosyal sermayenin bozulması, şiddet eğilimleri ve suçluluk

SAĞLIK
 Sağlıksız yaşam koşulları

 Konut ve sanayinin iç içeliği

 Sel ve heyelan tehlikesiyle karşı karşıya bulunma

Bulaşıcı hastalıklar

 Güvensiz çalışma koşulları
Çevre sağlığının ihmal edilmesi- katı atık ve su sorunlarının çözülmemesi

 Yetersiz iş güvenliği

 Sosyal güvenlik olanaklarındaki yetersizlik
 Eğitimsizlikten gelen sağlık sorunları

 Geçim sıkıntısından ihmal edilen sağlık

EĞİTİM
Okul sayısındaki yetersizlik

Okul masraflarının karşılanamaması


 Kamu kurumlarının yeterli altyapıyı sağlayamaması

Yeterli yatılı eğitim verilememesi

Eğitim kurumlarına ulaşım sorunları
 İş bulma sorunları

 Okul çağındaki gençler için gerekli etkinliklerin sağlanamaması

GÜVENLİK
 Çoğunlukla imarsız konutlar söz konusu olduğu için evler asgari konut standartlarından yoksundurlar.

 Sosyal bölünme, şiddet ve suçluluk




 Arsa politikalarındaki yanlışlıklar.

 Yasal düzenlemelerin ruhsatlı yapılar için oldukça maliyetli ve zor süreçlerden oluşması

 Güvenlik ağlarının oluşturulamaması dolayısıyla mekansal kopuklukların oluşması
 Arsa düzenlemelerinin yetersiz olması sosyal kayıplara ve informel yapıların oluşmamasına neden olmaktadır.

Güvenlik ve sağlık için artan maliyetler.

 Sosyal soyutlanma ve ailenin zarar görmesi

 Rüşvet ve diğer yolsuzlukların yaygınlaşması ve kentsel hizmetlerin eksikliği



Kaynak: http://www.worldbank.org/html/fpd/urban/poverty/defining.html#multidimensional (12.10.2002)



5. Sosyal Belediyecilik



Mahalli idareye sosyal alanlarda planlama ve düzenleme işlevi yükleyen, bu çerçevede kamu harcamalarını konut, sağlık, eğitim ve çevrenin korunması alanlarını kapsayacak şekilde sosyal amaca kanalize eden; işsiz ve kimsesizlere yardım yapılması, sosyal dayanışma ve entegrasyonun tesis edilmesi ile sosyo-kültürel faaliyet ve çalışmaların gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan altyapı yatırımlarının yapılması için bilinçli politikalar üretmesini öngören; bireyler ve toplumsal kesimler arasında zayıflayan sosyal güvenlik ve adalet mevhumunu güçlendirmeye yönelik olarak mahalli idarelere sosyalleştirme ve sosyal kontrol işlevleri yükleyen bir modeldir (Akdoğan, 2002)



Sosyalleştirme, sosyal kontrol ve rehabilitasyon: Sosyalleşme, toplumun bir parçası haline gelme; kişinin aile, okul, mesleki örgütler gibi içinde yer aldığı toplumsal kurumların ve genelde yaşadığı kültürel ortamın kendisinden beklediği şekilde davranmayı ve diğer bireylerle uyum içinde yaşmayı öğrenme sürecidir. Bireylerin devletin sosyalleştirme ağının dışında kalmaları birçok soruna sebep olabilmektedir. Belediyeler bu çerçevede bir nevi sosyal eğitim işlevi görebilirler. Zaten evinin bahçesinde hayvan besleyerek, yüksek sesle müzik dinleyerek veya etrafa hoş olmayan koku ve görüntü saçarak çevreyi rahatsız eden vatandaşlarla ilgilenme yetkisi cezai anlamda belediyelere aittir. Bu insanların toplum içinde nasıl davranmaları gerektiği konusunda da belediyelerin eğitici olmaları bu fonksiyonları tamamlayıcı mahiyettedir. Mahalli idareler toplumsal düzenin devamının sağlanmasına yönelik olarak bireye toplumsal beklentilere uygun davranış, kural ve değerler aşılama manasında sosyal kontrol mekanizması olarak işlev görebileceklerdir. Kıraathane toplantıları, halk meclisleri, esnaf gezileri, afişler ve mahalle kütüphaneleri aracılığıyla belediyeler halka daha yoğun olarak mesaj verebilmektedirler.

Mobilize etme, yönlendirme, kılavuzluk ve rehberlik etme: Toplumsal kesimlere yönelik olarak danışmanlık hizmeti verme, onları belli gün ve olaylarda yönlendirme, halka sorunlarını nasıl ve hangi kurumlarla çözebilecekleri konusunda yardımcı olma gibi işlevler belediyelerce yürütülebilmektedir.

Yardım etme, gözetme: Mahalli idareler beldelerindeki fakir ve muhtaç vatandaşların bilgilerine kolaylıkla sahip olabilmekte, onların sosyo-ekonomik durumlarını izleyebilmekte, asgari yaşam sınırında olanlara gıda, kömür, ilaç, kırtasiye malzemesi, tekerlekli sandalye gibi yardımlarda bulunabilmektedir. Kış gecelerinde ev ev gezerek, vatandaşın ne yediği, ne yaktığı, öğrenim durumunda olanların ne tür ihtiyaçları olduğu gibi konuları başkaca takip eden bir kurum ve mekanizma da mevcut yapı içinde geliştirilememiştir.

Yatırım: Mahalli idareler halkın geçim sıkıntısını gidermeye yönelik olarak köklü tedbirler alamamakla birlikte, kolaylaştırıcı bir takım hizmetlere yönelebilmektedirler. Tanzim satış mağazaları, ekmek fabrikaları, aşevleri, sığınma evleri, sağlık ocakları, mahalle kütüphaneleri bunlardan sadece bazılarıdır. Bu hizmetlere yönelik olarak mahalli idarelerin yatırımlara girişmeleri bir zorunluluk olarak görünmektedir (Akdoğan, 1999)



Sosyal Belediyecilik kapsamında yapılabilecek hizmetler çok genel olarak şöyle özetlenebilir:

Kimsesizlerin, evsizlerin, sokak çocuklarının ve muhtaç kadınların barınma ihtiyaçlarını karşılamak
Öksüzlere çocuk yuvaları ve kreşler yapmak
Yaşlılara huzurevleri tesis etmek
Sağlık merkezleri, sağlık ocakları, gezici sağlık otobüsleri, öntanı merkezleri hizmete sokmak
Hastaneler civarında hasta yakınları için misafirhaneler oluşturmak
Kültür, sanat ve spor tesisleri açmak
Tiyatro, sinema, kütüphane ve kültür merkezlerini mahallelere kadar yaygınlaştırmak
Fakir, muhtaç ve yaşam mücadelesi veren kesimlere yönelik aş evleri ve imarethaneler kurmak
Özürlüler için ulaşım, eğitim ve sosyo-kültürel ortamlarda kolaylık sağlayıcı tedbirler almak
Beceri ve meslek edindirme kursları açmak
Park-bahçeler ve piknik alanlarını yaygınlaştırmak
Doğal dengeyi koruyan ve çevresel şartları düzenlenmiş ucuz konut alanları üretmek
İş kuracak kadın ve gençlere yönelik rehberlik yapmak, makine ve ekipman desteği sağlamak
Tanzim satış mağazaları ve ekmek fabrikaları kurmak
Gıda, kömür, ilaç, kırtasiye malzemesi yardımı yapmak
Toplumsal gruplar, sivil toplum kuruluşları ve kitle örgütlerine rehberlik etmek, onlarla dayanışma ve yardımlaşmayı geliştirmek
Gençlerin, engellilerin ve kadınların toplumsallaşmalarını sağlayacak merkezler açmak


Sonuç

Yoksullukla mücadelede şüphesiz devlete önemli görevler düşmektedir. Ancak, tüm dünyada yoksullara direkt parasal yardımlarda bulunmayı öngören “sosyal yardım devleti” anlayışı artık önemini kaybetmiştir. Yoksulluğun ortadan kaldırılması için paternalizm çözüm değildir. Yoksulluk, ancak uzun vadede çözümlenebilecek bir sorun olarak düşünülmelidir. Bunun için de öncelikle piyasa ekonomisinin kurumsallaştırılması gereklidir. Piyasa ekonomisinin sonuçları her zaman adil bir gelir dağılımı anlamına gelmez. Bununla birlikte, sosyal yardım devleti ve paternalizm anlayışı dünyanın hiçbir yerinde yoksulluğa çözüm olmamış, aksine bireylerin daha tembel olmalarına ve iradi işsizliği benimsemelerine neden olmuştur. Yoksulluk sorununun ortadan kaldırılmasında ve azaltılmasında devlete düşen görevi iyi tanımlamak gerekir. Devlet, ekonomide mevcut birincil gelir dağılımını düzeltmek için aktif olarak piyasa ekonomisine müdahale etmeli midir? Gelir dağılımının düzeltilmesinde iradi iktisat politikaları uygulanmalı mıdır ve bu politikalar neler olmalıdır? İkincil gelir dağılımı politikalarının sınırları nelerdir? Kanaatimizce, tüm dünyada devletin değişen rolü ve görevleri karşısında gelir dağılımı ve yoksulluk sorunu ile mücadelede devletin rolünü yeniden tartışmak çok büyük önem taşımaktadır. Burada tekrarlamamız gereken önemli bir mesaj şudur: Devlet, bazı sorunların çözümü olduğu kadar, bazı sorunların da bizatihi kaynağıdır. Gelir dağılımı ve yoksulluk sorunu konusunda da bu geçerlidir. Devlet müdahaleleri kimi zaman mevcut gelir dağılımını ve yoksulluk sorununu daha da büyütebilir. Bu bakımdan gelir dağılımı ve yoksullukla mücadelede optimal politikaların neler olması gerektiği konusunda daha fazla tartışmamız ve müdahalenin kapsamı ve sınırları üzerinde uzlaşmamız gerekmektedir.

Devlet kentsel yoksulluğun nedenlerini iyi tahlil etmeli ve yoksul kesime yönelik kalkınma programlarını ortaya koymalıdır. Yerel yönetimlerde yoksul kesimin kentle bütünleşmesini sağlayacak önlemleri almalıdır. O insanları kentle barıştırmalı onlara bir kentlilik bilinci kazandırmalıdır. Bu konuda sivil toplum örgütleriyle ortak projeler hazırlayarak gecekonduları sefalet yuvaları olmaktan çıkarmalıdır. Buralarda yaşayan halkın eğitim ve mesleki bilgi düzeyini yükseltecek kurslar açmalıdır. Alt yapı yatırımlarıyla sağlık ve çevre problemleri halledilmelidir. En önemlisi bütün kesimlerce benimsenecek bir kentlilik bilincinin oluşturulması kaçınılmazdır. Yoksulluğun kaynaklarından biri olan gelir dağılımı adaletsizliği giderilmeli kayıt dışı ekonomi ve faizden gelir elde eden kesimlere yönelik politikalar etkin bir şekilde uygulanarak gelir uçurumu kapatılmaya çalışılmalıdır.



Bütün bunların yanında yerelleşmeyle beraber ortaya çıkan bir kavram olan sosyal belediyeciliğinde gelişmesi yönündeki engelleri de devletin kaldırması gerekmektedir. Bunun için

· Sosyal belediyecilik kavramı altında belediyelere yüklenen görevleri etkin kılmak için sosyalleştirme ve sosyal kontrol işlevlerini ön plana çıkaran çalışmalar yapılmalıdır

· Sosyal belediyeciliğin temeli tüm vatandaşların topluma kazandırılması için toplumsallaştırma misyonunun geliştirilmesi lazımdır

· Özellikle kentlerde muhtaç ve yoksul kesimlere yardım sosyal belediyeciliğin temel amaçlarından biridir.

· Sosyal belediyeciliğin etkin olması için yerinden yönetime geçilmesi bu nedenle de belediyelerin güçlendirilmesi kaçınılmazdır

· Türkiye ortamında yerel yönetimlerin serbest piyasa ortamındaki hizmetlerden tamamen elini çekmesi inandırıcı olmayacağı gibi büyük tahriplere yol açabilir

· Belediye Kanunu’nda belediyelere yüklenen sosyal fonksiyonlar için gerekli kaynak tahsis edilmemekte, ulusal düzeydeki hizmetlerin izdüşümlerinin gerçekleştirilmesine ve politika belirlenmesine olanak sağlanmamaktadır.

· Sosyal belediyeciliğin etkinliği belediyelerin sınırları içindeki halkını her bakımdan iyi tanımaları gereklidir. Buda ancak yapılacak sosyal doku araştırmaları ile mümkündür.

Unutulmamalıdır ki kentlerde görülen yerel bazdaki sorunları yine en iyi çözecek yerel idarelerdir. Yerel idarelerinde sorunlara etkin çözümler üretebilmesi için mutlaka STK’larla ilişkiye girmesi lazımdır. Devlet, yerel idare ve STK işbirliği yerel bazdaki sorunların özellikle kentsel yoksulluğun çözümünde anahtardır.



KAYNAKÇA

AKAD, İSMAİL. Endüstri Sosyolojisi, D.E.Üniv. İİBF Yayını, İzmir:1982.

AKDOĞAN Yalçın (2002), “Ulusal soruna yerel çözüm: Sosyal Belediyecilik”, Eminönü Bülteni, Şubat sayısı. İstanbul.

AKDOĞAN Yalçın (1999), “Sosyal Belediyecilik”, İstanbullu Dergisi, Mart sayısı. İstanbul.

ALADA, Adalet B. Ve Diğ (2002). “Küreselleşme, Yoksulluk ve Şiddet Bağlamında Sokak Çocukları”, Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, TODAİE Yayını No: 311, Ankara.

BOSTANOĞLU, Özer (1992), “Birinci ve Üçüncü Dünyalarda Kentsel Yoksulluk Üzerine”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt: 25, Sayı: 3, Eylül-1992, ss. 147-161

DAĞDEMİR, Özcan (1999), “Türkiye Ekonomisinde Yoksulluk Sorunu ve Yoksulluğun Analizi: 1987-1994”, H.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 1/1999

DPT (2001)., Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Gelir Dağılımının İyileştirilmesi ve Yoksullukla Mücadele ÖİK Raporu, Ankara.

DUMANLI, Recep (1996), Yoksulluk ve Türkiye’deki Boyutları, DPT Yayını, Ankara.

EKİN, Nusret (2000), Türkiye’de Yapay İstihdam ve İstihdam Politikaları, İTO Yayını, İstanbul.

ERKAN, Hüsnü (2000), Bilgi Uygarlığı İçin Yeniden Yapılanma, İmge Kitabevi, Ankara.

GÖKÇE, Orhan ve M. Akif ÇUKURÇAYIR (1999), “Cumhuriyetin 75. Yılında Konya’da Kentleşme ve Belediyecilik”, Milli Mücadeleden Günümüze Konya (1915-1965), Cilt 1, Konya Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayını, Konya.

KELEŞ, Ruşen (2002), Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi Ankara.

KIRAY, Mübeccel (1998). Kentleşme Yazıları, Bağlam Yayınları, İstanbul.



LORDOĞLU, Kuvvet (1989). Enformel ve Yabancı Kaçak İstihdam Üzerine Notlar, Petrol-İş Yayını, Ankara.

ÖZSOYLU,Ahmet Fazıl (1994). “Kayıtdışı Ekonomiden Kim Kazanıyor? Kim Kaybediyor?”, Ekonomik Forum Dergisi Şubat Sayısı, TOBB Yayını, Ankara.

PINARCIOĞLU, Melih ve Oğuz Işık (2001), “Kent Yoksullarının Ağ İlişkileri: Sultanbeyli Örneği”, Toplum ve Bilim, Sayı 89, Yaz- 2001, ss. 31-61

ŞENSES, Fikret (2001), Küreselleşmenin Öteki Yüzü Yoksulluk, İletişim Yayınları, İstanbul.

ŞENYAPILI, Tansu (2000), “Enformel Sektör”, Yoksulluk, (Der. A.H.Akder ve M.Güvenç), TESEV Yayınları, İstanbul.



SÖNMEZ, Mustafa (2001), “10 Boyutuyla 2000 İstanbul’u”, İstanbul Dergisi, Sayı:36, İstanbul.

Worldbank, “The Nature and Evolution of Poverty”, http://www.globalsolidarity.org/wdr2000-1/cha1.pdf , (10.10.2002)

http://www.worldbank.org/html/fpd/urban/poverty/defining.html#multidimensional (28.09.2002)

TEKELİ, İlhan (1976), Gecekondulu, Dolmuşlu, İşportalı Şehir, Cem Yayınları, İstanbul.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: YEREL YÖNETİMLERDE YOKSULLUĞUN AZALTILMASI ANLAYIŞI   Bugün 6:02 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
YEREL YÖNETİMLERDE YOKSULLUĞUN AZALTILMASI ANLAYIŞI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ BİRLİK HAREKETİ :: İlk kategoriniz :: KENTSEL YAŞAM-YEREL YÖNETİMLER-
Buraya geçin: