MİLLİ BİRLİK HAREKETİ

Korku ve baskıyla gündem saptırılarak ülkemizin gerçek sorunlarının gözardı edilmesine gözyummadan milli birlik ve beraberlik içinde vatanına, milletine, dini ve milli değerlerine, cumhuriyetine korkmadan sahip çıkmak isteyen onurlu TÜRK insanının sesidir
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 YEREL YÖNETİMLERDE YEREL KALKINMA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: YEREL YÖNETİMLERDE YEREL KALKINMA   Paz Şub. 15, 2009 12:17 am

Haktan Sevsay

Manisa Belediyesi APK Müdürü





Ekonomik kalkınma kavramı, iktisadi nitelikte olan yapılar yanında sosyal, siyasal nitelikteki yapılarda da gelişme yönünde bir değişme, hatta yeni yapıların oluşturulmasını içeren süreçlere de işaret etmektedir ve bu nedenle iktisadi kalkınma bir yapı değişikliği yani bir yapıdan diğer bir yapıya geçiş manasına gelir.





1. Kalkınmayı Doğru Anlamak.

Kalkınma kavramından günlük dilde, maddi refah ve zenginliğin artması anlaşılmaktadır. Bu nedenle genellikle ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme birbirlerinin yerine geçecek şekilde eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Oysa ekonomik büyüme ile kalkınma arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Ekonomik büyüme, bir ekonominin üretim kapasitesinde sayısal/niceliksel olarak ölçülebilen genişleme veya miktar artışı anlamına gelmektedir. Ekonomik kalkınma ise niceliksel artma yanında niteliksel değişimi de ifade eder. Bu nedenle ekonomik kalkınma kavramı, hem üretim,dolayısıyla gelirdeki artışı hem de teknik ve kurumsal yapıdaki değişmeleri kapsamaktadır. Büyüme daha çok milli gelirdeki değişmeler ve/veya kapasite kullanımı ile ölçülebilirken, kalkınma ise bilimsel makale sayısı, toplumun hoşgörü düzeyi, kamu yönetimlerinin şeffaflık ve demokratiklik düzeyi, gibi ölçülerle anlaşılabilmektedir. Kalkınma her ne kadar iktisadi büyümeyi içerirse de varolanın sayısal olarak büyümesi anlamına gelmemekte, olumlu anlamda yeni bir yapının kurulmasını öngörmektedir Bu nedenle de her ekonomisi hızla büyüyerek, maddi alım gücü,refah düzeyi artmış toplum veya ülke kalkınmış sayılmaz.. Örneğin Suudi Arabistan ya da Kuveyt gibi ülkeler zengin kabul edilmelerine karşılık kalkınmış ülkeler kategorisinde yer alamamaktadır.

Dolayısıyla ekonomik kalkınma kavramı, iktisadi nitelikte olan yapılar yanında sosyal, siyasal nitelikteki yapılarda da gelişme yönünde bir değişme, hatta yeni yapıların oluşturulmasını içeren süreçlere de işaret etmektedir ve bu nedenle iktisadi kalkınma bir yapı değişikliği yani bir yapıdan diğer bir yapıya geçiş manasına gelir.

Ekonomik büyüme ile yapısal değişim de birbirlerini etkileyen süreçlerdir. Bir ekonomideki büyüme her zaman yapısal değişmeye neden olmayabilir. Ancak ekonomik büyümenin sürekliliğinin sağlanmasında yapısal değişme temel bir öneme sahiptir.Bu bağlamda yerel kalkınma kavramı ele alınırken sürdürülebilir bir büyüme için sadece kentte istihdam imkanlarının büyümesi ve kentlilerin gelirlerinin artması değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve politik kurumların gelişmesi de hedeflenmedir.



2. Kalkınma-Yönetişim ve Yerelleşme İlişkisi

20. yüzyıl’ın son çeyreğinde toplumsal bütünü oluşturan ekonomik, politik, sosyal, kültürel alanlarda bugünün trendlerini hazırlayan büyük değişimler yaşandı. 1970’lerin ortasında yaşanan stagflasyon, liberalizme dönülerek aşılabildi. Keynesyen ekonomi yıllarında büyümüş olan kamu kesimi ise özelleştirme ve mali disiplin politikalarıyla küçültüldü. Mali disiplin arayışlarıyla beraber, mali saydamlık (fiscal transparency) ve hesap verilebilirlik (accountability) kavramlarını gündeme taşındı.

1970’lerin petrol şoku ile tetiklenen söz konusu süreç özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki (G.O.Ü) dış ticaret dengesi sorunlarını arttırmış ve tüm ülkelerde özelleştirme ve dışa açık büyüme modelini zorunlu kılmıştır. Kamu işletmeciliğine, özelleştirme uygulamalarına gidilerek son verilmesinden sonra, büyüme, istihdam sağlama, ve dışa açık bir başarısını tayin eden rekabet gücünü arttırma işlevi, özel sektöre bırakılmıştır. Dolayısıyla da merkezi planlama ve devlet eliyle kalkınma anlayışı terk edilmiştir.

Kalkınma yolunda, gerek yerli özel sektörün büyümeyi sağlama işlevinin gerçekleşmesi, gerekse yabancı doğrudan yatırımların çekilebilmesinin temel koşulu ise, devletin kurumları ve kurallarıyla iyi işleyen bir piyasa ekonomisi için gerekli dönüşümü sağlamasıdır. Bu nedenle çağımızda etkin devlet ekonomik kalkınma için anahtar konumdadır.

Etkin çalışan bir devlet, yani istikrarlı makro-ekonomik performans, verimli ve kaliteli kamu hizmetleri, hızlı ve bağımsız bir yargı sistemi, etkin bürokrasi,saydamlık, gelişmiş fiziksel ve beşeri altyapı,kamu hizmetlerinin siyasi etkilerden bağımsızlığını, sağlayan bir devlet, hem yerel girişimcilerin hem de yabancı yatırımların rekabet güçlerini dolayısıyla ekonomik gelişmeyi etkilemektedir.

Son yirmi yılda kötü kalkınma performansı göstermiş ülkelerin, etkin devlet reformunu yapamayan ülkeler olması bu savı kanıtlamaktadır. Rüşvetin yolsuzluğun yaygın olduğu, kalitesiz hizmet götüren ancak yüksek vergi oranlarına sahip,politik huzursuzluğun olduğu ülkelere ne o ülkenin yatırımcıları güvenmekte ne de yabancı yatırımcılar uğramaktadır.

Etkin devleti sağlamaya dönelik reformlar, orta-uzun dönemde kalkınmayı sağlayabilmesine karşın kısa dönemde toplumun çeşitli kesimleri üzerinde maliyetleri olan reformlardır. Bu nedenle, uzun dönemli sürdürülebilir gelişme için devleti etkinleştirecek reformlar üzerinde geniş tabanlı bir uzlaşma olması gerekmektedir. Geniş tabanlı bir uzlaşmanın sağlanması, hem reformlarla hedeflenen dönüşümün tamamlanabilmesini, hem de reform sürecindeki düzenlemelerin kalitesini belirlemektedir. Söz konusu uzlaşma temelinde dönüşüm, 20. yy’ın sonunda iyi yönetişim (good governance) kavramını ön plana çıkarmıştır.

İyi yönetişim; devlet yönetiminde temsil, katılım ve denetimin, etkin bir sivil toplumun, hukukun üstünlüğünün, yerinden yönetimin, yönetimde açıklık ve hesap verme sorumluluğunun, kalite ve ahlakın, kurallar ve sınırlamaların, rekabet ve piyasa ekonomisi ile uyumlu alternatif hizmet sunum yöntemlerinin mevcut olduğu bir siyasal ve ekonomik düzeni ifade etmektedir.

İyi yönetişim uzlaşmayla, uzlaşma ise, diyalog ve iletişim ile gerçekleştirilebilen bir olgu olduğundan, iyi yönetişim için öncelikle karar yapım ve denetim sürecinde katılımcılığın geliştirilmesi gerekmektedir. Katılımcılığın ülke çapında gerçekleştirilmesi özellikle nüfus ve yüzölçümü bakımından büyük ülkelerde, merkezi yönetim çatısı altında sağlamak zordur. Merkezi yönetimin mahalli idarelere yetki devri yani yerelleşme bu nedenle iyi yönetişim için gereklidir.



3. Yerel Kalkınma ve Belediyeler

Yazımızın buraya kadar ki bölümünde iki konuya vurgu yaptık. Birincisi kalkınmanın sadece bir ekonomik büyüme refah artışı meselesi olmadığı, sosyal ve kültürel politik olarak da ileriye doğru yapısal bir değişme anlamına geldiğini ifade ettik. İkinci olarak da kalkınma için iyi yönetişimin, iyi yönetişim içinde yerelleşmenin önemini vurguladık. Ancak belirtelim ki tek başına yerelleşme iyi yönetişimi sağlayamaz, eğer yerel yönetimler kendi bölgelerinde iyi yönetişimi sağlayamazlarsa yerelleşme ile beklenen devletin etkinleşmesi ve kalkınma çıktılarını sağlamak mümkün olmayacaktır.

Ülkemizde kent yönetimi denilince belediyeler akla gelmektedir. 5393 sayılı belediye kanunun 14. maddesi, kent ekonomi ve ticaretinin geliştirilmesini belediyelerin görevleri arasında saymıştır.Aynı maddedeki, “Belediye, kanunlarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki diğer görev ve hizmetleri de yapar veya yaptırır.” cümlesi belediyelerimize bu konuda geniş bir hukuki faaliyet sahası tanımaktadır.

Belediyelerin,kentsel kalkınmayı gerekleştirebilmeleri için, kentsel kalkınma politikalarını yukarıda tarif ettiğimiz yeni kalkınma anlayışının temel koşulu olan iyi yönetişim çerçevesinde oluşturmaları gerekmektedir. İyi yönetişimin sac ayaklarından katılımcılık, şeffaflık ve hesap verilebilirlik, özellikle kentsel kalkınma politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında dikkat edilmesi gereken kavramlardır. Zira kentsel kalkınma politikaları uygulanırken bazı toplumsal kesimler bundan zarar göreceklerinden ya da sürecin içerisinde olmadıkları için kentsel kalkınma için yapılanlar son derece doğru dahi olsa yeterli bilgi sahibi olmadıklarından kentsel kalkınma ile ilgili çabaları eleştirebilir ve destek vermeyebilirler. Böyle bir durum kentsel kalkınma için atılan adımların hızını yavaşlatabilir veya bu adımlarla elde edilmek istenen sonuçların ortaya çıkmasını engelleyebilir.

Genel olarak kalkınma kavramı ile ilgili belirttiğimiz husus yerel kalkınma içinde geçerlidir. İyi yönetişim kurallarına göre oluşturulan kalkınma politikaları sadece ekonomik gelişmeyi değil sosyo-kültürel gelişmeyi de hedeflemelidir. Aksi takdirde kentin ekonomik büyümesinde sürdürülebilirlik sağlanamayacaktır. Değişime kapalı, hoşgörüsüz, kentin sorunlarına sahip çıkmayan, kentlilik ve hemşerilik bilinci gelişmemiş, kentteki kamusal malları iyi kullanamayan, eğitime önem vermeyen, bir nüfus kitlesinin çoğunluğu oluşturduğu, vizyonsuz kısa vadeli düşünen bir kent ekonomik büyümeyi de uzun vadeli olarak sağlayamaz.



KAYNAKLAR:

Cengiz Yavilioğlu,”Kalkınmanın Anlambilimsel Tarihi ve Kavramsal Kökenleri”C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 2002 s:59-62

Coşkun Can Aktan,”İyi Yönetişim” www.canaktan.org

INEM, “Engaging the Private Sector in Sustainable Development”,www.inem.org

TÜSİAD, Türkiye’de Girişimcilik,Yayın No. TÜSİAD-T/2002-12/340, Aralık 2002 , s. 58.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
YEREL YÖNETİMLERDE YEREL KALKINMA
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ BİRLİK HAREKETİ :: İlk kategoriniz :: KENTSEL YAŞAM-YEREL YÖNETİMLER-
Buraya geçin: