MİLLİ BİRLİK HAREKETİ

Korku ve baskıyla gündem saptırılarak ülkemizin gerçek sorunlarının gözardı edilmesine gözyummadan milli birlik ve beraberlik içinde vatanına, milletine, dini ve milli değerlerine, cumhuriyetine korkmadan sahip çıkmak isteyen onurlu TÜRK insanının sesidir
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 KENT GÜVENLİĞİ VE KENT İÇİNDEKİ TRUVA ATLARI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: KENT GÜVENLİĞİ VE KENT İÇİNDEKİ TRUVA ATLARI   Paz Şub. 15, 2009 12:06 am

İSMAİL BAŞARAN
Süleyman Demirel Üniversitesi

İİBF-Kamu Yönetimi Bölümü Öğr. Gör.

ibasaran35@yahoo.com



Giriş

Uygarlık tarihi, bir anlamda kentlerin tarihi olarak da görülmektedir. İnsanoğlu göçebe yaşam biçiminden, yerleşik yaşam kültürüne binlerce yıllık bir tarih kesitinde ulaşmıştır. İlk yerleşim mekânları, Mezopotamya, Antik Yunan ve Anadolu kentleri, uygarlık tarihinin de başlangıcı olarak görülmektedir. Yüzyıllar içinde, tarım ve hayvancılık faaliyetleri ve bunların yansıması olan ticari ilişkiler, paylaşım savaşları, keşifler, işgaller yeni kent ve yerleşim alanlarını ortaya çıkarmış, doğal olarak da bu mekânlar değişim ve dönüşüme açık olmuştur.

Geçmişte birçok kentin yüksek yerlerde kurulmuş olması, bir sur veya hendekle çevrili olması, kendilerini dış baskı ve saldırılara karşı korumak ve güvenli olma arayışından kaynaklanmaktaydı. Bu gibi kentlerde dış tehdit ve tehlikelere karşı çeşitli güvenlik önlemlerinin alınmış olduğu görülmektedir(Giddens,2000:500). Bu günün dünyasında kentler ve ülkeler arasında tehdidin boyutu değişirken, kentler arasında savaşlar ve tehditler sona ermiştir. Günümüz kentlerinde, kentlerin birbirleriyle bağlantıları deniz, havayolu, karayolu ve demiryolları gibi ulaşım araçları ile sağlanmış ve kentsel ulaşım ağlarının tüm dünyayla uyum içinde olması amaçlanmaktadır. Geçmişin kent sakinleri kendi varlığına, kentsel yaşam ve uyuma, can ve mala karşı en büyük tehdidi kent dışından beklerken; günümüz kentlileri en büyük tehdidi Truva Atı gibi kentin içine girmiş olan unsurlardan beklemektedir. Kentlerdeki bu ortam, Truva Atı’nın içersine yerleşmiş ve her an dışarı çıkmak için fırsat kollayan suç, suçlu ve birey veya toplulukları suça iten, kentte yaşayanları sürekli tehdit eden unsurları andırmaktadır. Kentlerin içine değişik sebeplerle sinmiş, insanların mal ve canını tehdit eden suçlular, kentte yaşayan insanların birbirlerine güvenini azaltmakta ve kentsel kaynaşma ve bütünleşmeyi engellemektedir. Elbette suç ve suçlularla mücadele etmek kadar önemli olan bir unsur da insanları suç işlemeye iten nedenlerle mücadele etmek ve bu gibi kişileri topluma kazandırmaktır.

Kent ve Güvenlik

Yoksulluk, hızlı nüfus artışı, gıda ve temiz su kaynaklarının kıtlığı, iklim değişikliği, kültürel kimliğin muhafazası ve beraberinde oluşan kentlere göç hareketleri, günümüz kentsel eğilimlerin ortaya çıkardığı sorunların sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. Göç sorununa benzer şekilde çevre sorunları da, dünyamızda hem küresel hem de ulusal bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Bu sorunlar sadece yakın çevredekilere değil, bir bütün olarak dünya toplumuna ve gelecek nesillere ağır maliyetler yüklemektedir. Ülkelerin ve kentlerin sürdürülebilir kalkınması, toplumda huzur ve güvenliğin sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında işleyen sürecin varacağı noktada geleceğin kentlerinde ve yerleşim yerlerinde en yaşamsal sorunlardan birinin kent güvenliği olacağı tahmin edilmektedir. Birçok yerleşim alanı, sosyo-ekonomik yapılarına bağlı olarak farklılıklar göstermekle birlikte, suç olaylarındaki artış küresel bir sorun olarak karşımıza çıkmakta ve suçlarla ilgili çalışmalar giderek önem kazanmaktadır. Birçok alanda yapılan araştırmalarda ve yerel, ulusal ve uluslararası gündem konularında uluslararası güvenlik ve ülke güvenliği gibi kavramlar yeniden değerlendirilmeye alınmış ve en çok tartışılan konular arasına girmiştir. Kentlerin göç hareketlerine bağlı olarak nüfusunun hızla artması, özellikle kentsel yerleşim alanlarını sosyal kontrolün azaldığı, kent ve kentliler için tehdit oluşturduğu mekânlara dönüştürmektedir. Bu değişim nedeniyle, kentlerde topluma ve kente karşı işlenen suçların oluşmaması, engellenmesi ve suç ve suçlularla mücadele önem kazanmıştır. Kentlerde oluşan hızlı dönüşüm nedeniyle, kentlerin en önemli sorunu, geçmişinde de görüldüğü gibi, kent güvenliğini sağlamak olmuştur. Devletlerin sınırları içersinde silahlı çatışmaların tırmanması, uluslararası toplumu; yerel çatışmalar ve toplumsal şiddet, yoksulluk ve işsizlik, örgütlü suç ve terörizm, göç hareketleri ve kitlesel zorunlu göç gibi istikrazsızlık kaynağı olan konularda eskisine oranla daha fazla meşgul etmekte ve bu konularla daha fazla ilgilenmeye zorlamaktadır(Toprak,2000:132). Ulusal ve uluslararası alanda giderek artan güvenlikle ilgili endişeler şüphesiz en çok kentleri tehdit etmektedir.

Güvensizlik duygusu artan bir şekilde kentsel alanlarda yaşayanlarda sıklıkla görülen bir durum haline gelmiştir. Kentlerde güvenlik korkusu ile daha fazla suçtan etkilenebilir topluluklar oluştuğu gibi, geceleri dışarı çıkma, güvenli yerleri tercih etme, potansiyel suç alanlarından uzak durma gibi toplumsal iletişimi, toplumsal denetimi ve komşu ilişkilerini azaltan toplumsal davranış düşüncelerinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir(Apak ve Ülgen,2002:66). Günümüz kentlerinde güvenlik olgusu giderek artan, önemli bir toplumsal sorunu oluşturmakla birlikte, can ve mala karşı işlenen suçlarda hızlı bir artış göze çarpmaktadır. Büyük kentlerin bazı semtlerinde hırsızlık olayları sıradan hale gelmiş, aynı ev, işyeri veya otomobiller defalarca hırsızların uğrak yeri olmuştur. Bazı yerlerde sıklıkla yaşanan kapkaç, yankesicilik, kavga, yaralama ve öldürme olayları vatandaşları sokağa çıkmağa korkutmaktadır. Geceleri belli bir saatten sonra kentlerin bazı semtlerinde gezmek veya geçmek büyük bir tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Özellikle gece çalışan taksiciler veya diğer meslek gurupları işlerini yaparken ciddi bir güvenlik endişesi içersinde çalışmaktadırlar. İyi niyetli olarak başlayan eğlence, spor ve sosyal olaylar, ilerleyen saatlerde art niyetli kişilerin kışkırtmaları ve yönlendirmeleriyle vatandaşlara ve görevlilere karşı saldırılarla, kamu/özel kişilerin can ve mal varlığına girişilen bir eylem haline dönüşebilmektedir.

Dünyayı saran kentsel şiddetin birçok sebepleri olmasına rağmen; en belli başlı sebepleri, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik ve göçtür. Özellikle kırsal kesimden kente göç eden gençler kentlerde büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Sorunlarını çözemeyen gençler strese girmekte ve şiddeti çözüm yolu olarak görebilmektedir. Kentsel yoksullukla birlikte, öncesine oranla şiddet ve suç unsurunun toplumsal dokuyu tahrip edecek oranda büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir. Artan kent yoksulluğu, toplum grupları arsında çeşitli bölünmelere neden olmakta ve kent güvenliğini tehdit eden en önemli sorunlardan biri haline gelmektedir(Çolakoğlu,2003:487). Kent bütününde, sokakta, okulda, işte, ailede, eğlencede, sporda, siyasette vb. alanlarda güvenlik duygusu içinde yaşamak için sosyal sorunlarla öncelikle dünya çapında mücadele edilmelidir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan şiddet kültürüne karşılık demokrasi kültürünü geliştirmede küresel boyuttan ulusal boyuta, ulusal boyuttan yerele kadar her alanda işbirliğine gidilmelidir.

Bireyin yaşam kalitesi, huzur ve mutluluğu kentsel huzur ve yaşam kalitesinden bağımsız olmayıp sürekli bir etkileşim içersindedir. Dünyada kentsel nüfusun yarısından fazlası son derece olumsuz sağlık koşullarında yaşamaktadır. Büyük çoğunluğu herhangi bir sosyal güvenlik sistemine bağlı değildir. Gelir düzeyleri sağlık hizmetlerine ulaşma olanaklarını tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Özellikle gecekondular sağlıklı olmayan yerleşim alanlarına, kent çöplüklerine, dere yataklarına kurulmuştur. Bu kent bölgeleri ekonomik değişiklikler, kuraklık, seller, depremler, sokak çatışmaları, siyasi baskı ve şiddet uygulamalarına en yoğun biçimde aruz kalan, kent güvenliğini devamlı tehdit eden yerlerdir. Suçun oluşumunda birincil derecede önemli olan etkenlerin başında; sosyal yabancılaşma, buna bağlı olarak ortaya çıkan olumsuzluklar ve özellikle, belli bir kültürle, aileyle, okulla veya toplumla bütünleşememiş olan gençler gelir. Bu sürecin ruhsal alandaki sonuçları sıklıkla duygusal yaşam ve sosyal ilişkilerde zedelenme, karamsarlık, umutsuzluk, çaresizlik, öfke, ilgi kaybı, benlik gücü ve saygısında azalma, davranış bozuklukları, aşırılaşma, maddeye yönelme ve toplumsal işlevsellikte bozulma olmaktadır. Böylece kişi topluma karşı yabancılaşmaktadır(Akyıldız ve Dulupçu, 2003:16). Birey yabancılaşmayla birlikte sosyal yaşamdan kopmakta; kentle bütünleşememekte, kentte yaşayanlara düşman olmakta, kentteki suçların veya suç örgütlerinin bir parçası haline gelebilmektedir. Kentsel çevreyi iyileştirici önlemleri alırken beraberinde; gençlere sağlık, eğlence, eğitim, istihdam konularında olanaklar yaratmak, suç oluşumuna karşı alınacak tedbirlerdendir. Toplumda zorluklarla karşı karşıya olan kesimlere; ayrımcı yapılar oluşturarak değil, aksine, ekonomik bütünleşme, konut gibi sorunlarına detaylı yaklaşımlarla, özel önem verilmesi gerekir.

Yaşanabilir kent aynı zamanda o kent sakinlerinin haklarındandır. Kentsel haklar kentte yaşayanların kente ve kentte yaşayanlara karşı sorumluluklarını beraberinde getirmektedir. Hukuka bağlı devlet ve hukuka bağlı birey, yaşanabilir yerleşimlerin sürdürülebilirliğini birlikte yürütmelidirler. Dayanışma ve katılım ilgisi var olduğu ve tüm kesimler tarafından desteklenip yürütüldüğü sürece yaşanabilir bir kent oluşturmadaki başarıyı gerçekleştirme şansı yüksek olacaktır(Toprak, 2006:293). Kent sakinleri ve temsilcileri emniyet güçleriyle, güvenlik etkisini artırabilmek için; toplumun tüm faal birimleriyle gerekli koordinasyonu oluşturarak, iyi bir diyalog geliştirmelidir. Bu koordinasyon ve diyalog için, ortak çalışmayla, yerel izleme birimleri oluşturulup, yeni yöntemler geliştirilmelidir. Emniyet güçleri de kendi görev alanlarında; özellikle belli yer ve zamanlarda devriyelerin gezmesi, gençleri hedefleyen eğitime yönelik çabalar, kamu kurumlarının ve kent sakinlerinin hırsızlığı önleyici tedbirler geliştirmesi, yapıların yeni teknolojilerle korunması ve mahallelerde devriye bulundurulması konularında işbirliği içinde olmalıdır. Emniyet güçleri ayrıca, özel güvenlik güçlerinin faaliyetlerinin desteklenmesi ve sosyal servis ve benzeri kuruluşlara gelen telefon ve şikâyetlerin ciddiyetle anında takibi, gibi önlemleri titizlikle yürütmelidirler. Her şeyden önce vatandaşların, diğer kamu ve özel kuruluşların katılımlarının sağlanabilmesi için polise güvenin temin edilmesi noktası polis hizmetlerinin temel yaklaşımı olmalıdır(Bahar, 1998:139). Uyuşturucu bağımlılığı, suçun oluşumuna yol açan çeşitli faktörleri içerir; zaten kendisi bir suç oluşturan bu eylem, uyuşturucu trafiği de dâhil olmak üzere, tek tek kişilerin uyuşturucuyu elde etmeye yönelik tüm eylemlerini kapsar. Sağlık ve sosyal hizmet danışmanlarıyla ortak çalışacak uzman bir birim, yapacağı ön araştırma veya durum tespitinin yanı sıra, özellikle okul içi ve dışında gençlere yönelik uyarı programlarıyla söz konusu çalışmalara katkıda bulunmalıdır. Uyuşturucu madde ve alkol kentlerde işlenen suçlarda ve can ve mal kaybına yol açan olaylarda en büyük etken olarak başroldedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
serdar33
forum assubayı
forum assubayı


Mesaj Sayısı : 199
Kayıt tarihi : 13/02/09

MesajKonu: Geri: KENT GÜVENLİĞİ VE KENT İÇİNDEKİ TRUVA ATLARI   Paz Şub. 15, 2009 12:07 am

Bireyin yaşadığı yerler, iş ve arkadaş çevresi, onun sosyo-kültürel şekillenmesinde önemli bir etkendir. Kente gelen ve kentsel yaşama ayak uyduramayanların yaşadığı çeşitli toplumsal ve psikolojik zorluklar, onların madde kullanma ve bağımlı olma riskini artırmaktadır. Cezaevi ortamında yapılan araştırmalar, alkol ve/veya madde kullanımının suç eğilimini kuvvetlendiren bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Göç, alkol ve/veya madde kullanımı ve suç arasında dikkat çekici bir ilişki bulunmaktadır. Bu sorun; çözümü çok yönlü ele alınması gereken, siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel bütün yönleriyle dağ gibi karşımızda durmaktadır(Balcıoğlu, 2001:191). Özellikle büyük kentlerde sokak ve mahallelerde yetişen bazı gençler kötü arkadaş örnekleriyle suça yönelmektedirler. Sigara, alkol, kumar, uyuşturucu madde alışkanlıkları, açık saçık resim, kız, kadın ilişkileri onları adım adım çeşitli suçlara sürüklemektedir. Bu gibi gençlerde ülkeye, aileye, çevreye ve toplumsal değerlere karşı kin, nefret, kıskançlık ve saldırganlık duyguları doğar ve gelişir. Bu duygular içinde taşıyan bireyler amaçsız, güvensiz, başıboş bir yaşam sürdürme eğilimindedirler(Köknel: 2006). Özellikle gençlerin ve çocukların topluma kazandırılması ve eğitimi konularında slogan üreten değil gerçek çalışma yapan sivil toplum kuruluşları ve ilgili birimlerin projeleri desteklenmelidir. Aksi halde kentte yaşayan, suç işlemeye devam eden, kendi ailesine, çevresine, yerleşim yerine, ülkesine ve en başta kendisine zarar veren kişilerin davranışları sonuçta devletin ve kamu birimlerinin üzerine üstesinden gelemeyeceği kadar büyük bir sosyal yara olarak kalacaktır. Bu açıdan bakıldığında bu gibi kişilerin topluma kazandırılmasının maliyeti vermiş olduğu maddi ve manevi zararlardan daha az olacaktır. Hiçbir zaman unutulmaması gereken asıl nokta ise yapılan işleri fayda maliyet analizinden çok insan kazanmak olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bir insanı kazanmak tüm insanlığı kazanmak gibi değil midir?

Kentsel huzur ve güvenliğin sağlanması, mümkün olduğunca suç, şiddet ve yasa dışı olaylardan arındırılmış emin ve güvenli bir kent için, olmazsa olmaz koşullardan biridir. Bir yerleşimde güvenliğin sağlanması ve suçun önlenmesi kurumlar arası dayanışmayı ve işbirliğini gerektirir. Bu amaçla; öncelikle suçun oluşmasını önlemeye yönelik tedbirler ve araçların kullanımı önem taşımaktadır. Devlet ve otorite iç içe girmiş iki kavramdır. Bir ülkede ve kentte suç ve suçlularla mücadelede asıl sorumlu devlet otoritesi olmasına rağmen diğer birimlerin de sorumlulukları vardır. Devletle aile, okul, iş yeri, sivil toplum kuruluşları ve kamu kuruluşlarının işbirliğinin sürekliliğiyle güvenlik konusunda yapıcı ve kalıcı çalışmalar yapılabilir. Aile fertleri arasındaki geçimsizlikler ve sorumsuzluklar sonucunda oluşabilen aile içi şiddet, eğitim sistemindeki sorunlar (ilköğretim, lise ve yükseköğretim kurumları arasındaki uyumsuzluklar, kopukluklar ve farklı otoritelerin varlığı ve işbirliği içinde çalışmaması), çalışanların almış oldukları ücretle yaşam koşulları arasındaki büyük fark, yoksulluk ve kamu kuruluşlarının veya başındaki yetkililerin güvenlikle ilgili yapılan işlerde kendi kuruluşlarını veya isimlerini öne çıkarma gayreti ve kurumlar arası rekabet ve sonucunda işbirliğinin zayıflığı ülke ve kent güvenliğini tehdit eden unsurlardır.

Suçla karşılaşanlara yapılacak yardımlar, destek programlar ve buna paralel olarak suçlunun topluma kazandırılması çabası toplum varlığı açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu tür yaklaşımlar, kamu veya toplum tarafından ortaklaşa oluşturulmalıdır. Mağdurlara gerekli destek ve rehberlik hizmetlerini sağlayacak özel birimlerle, emniyete ve mahkemelere yansıyan şikâyetlerin sürekli izlenerek ilgili bilgilerin anında iletilmesiyle, tanıklığı teşvik ve kolaylaştırıcı düzenlemelerle, mağdurlara destek sağlanmalıdır. Kentlerindeki yüksek suç oranı ve bu konudaki açıklar, genelde bu kentlerdeki yaşamın temel sorunları olmasına ve önleyici tedbirlerin kapsamlı bir biçimde tartışılmasına rağmen; yerel yönetimler bu sorunlarla mücadele etmek için gerekli finansal kaynakları aktarmamaktadırlar. Aktarılacak fonlar; suçu önlemek üzere koordine edilmiş birimlere, yeni yöntem ve tekniklere, uyuşturucu karşıtı politikalar oluşturulmasına, suçun tekrarını engelleyecek programlara ayrılmalı, mağdurlara yardım ve cezaevlerine alternatif yaklaşımlar gibi çalışma alanlarında kullanılmalıdır. Merkezi yönetim veya yerel yönetimler gerekli kaynak aktarımının sağlanması için işbirliği içersinde olmalıdırlar.

Suç geçmişten günümüze bütün toplumlarda var olmuş ve var olmaya devam edecek sosyal ve evrensel bir olgudur. Suç, toplumun refah ve düzenine ters düşen davranış olmakla birlikte önemli bir sorun olarak gündemdeki yerini sürekli korumaktadır. Suçların kentlerdeki mekânsal dağılımı incelendiğinde gelişigüzel olmadığı açıkça görülmektedir. Özellikle uyuşturucu kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan suçlar büyük kentlerde öyle bir noktaya yükselmiştir ki, kentte politik, kamusal ve profesyonel oluşumların birinci derecede gündemini oluşturmaktadır. Toplumsal düzenin sağlanmasında en etkin yöntem okul, aile ve çevrenin toplumsal denetiminin sürekli ve işler halde olmasıdır. Buna ek olarak toplumsal denetim mekanizmaları kentsel suç ve suçlularla mücadeledeki sorumluluklarını tam olarak yerine getirmelidir. Genel anlamda suç ve suçlularla mücadelede polisin toplumsal düzenin sağlanmasındaki rolü sınırlıdır(Bahar, 2006). Kentsel güvenlik konusu sadece polisin üstesinde gelemeyeceği kadar büyük ve karmaşık bir sorundur. Kent güvenliği ve suç önleme politikası; alınacak önlemlere, kanuni yaptırımlara ve ortak desteğe dayandırılmalı, suçun sebeplerine göre çözümler de buna göre çeşitlendirilmeli ve yerel, ulusal ve uluslararası işbirliği sağlanmalıdır.

Yerel yönetimler; uygun sosyal kalkınma politikalarıyla, sosyal bağları yenileyerek, karşılıklı destek ve ortaklığa dayalı aktif programlar geliştirerek, mevcut sorunları göz önüne alarak, o toplumda yaşayan herkese güvenli bir ortamda yaşama hakkı kazandırmalıdır. Yerel düzeyde, seçilmişlerin temsilcileri, kamu görevlileri, polis kuvvetleri, hukukçular, sosyal danışmanlar, sivil toplum kuruluşları ve kentte yaşayanların işbirliğini içeren kent güvenliğiyle ilgili yapıların oluşumları sağlanmalıdır. Yerel güvenlik politikaları, açık, net, detaylı bilgilere ve kapsamlı istatistiklere dayandırılmalıdır. Bu alandaki çalışmalar, yerel yönetimlere ve yerel suç izleme birimlerinin çalışmalarına temel oluşturacak nitelikte olup gerekli bilgi akışı sağlanmalıdır.

Sonuç

Dünyada ve ülkemizde hızlı yaşanan sosyal, ekonomik, siyasal ve teknolojik gelişmeler ve bunlara bağlı olarak kent yerleşkelerinde meydana gelen sorunlar yumağına karşı, kentler sürekli bir mücadelenin içine itilmiştir. Kentlerin karşı karşıya kaldıkları sorunlar bazen içinden çıkılmaz, karışık ve çok yönlü mücadeleyi beraberinde getirmiştir. Büyük kentlerin günümüzdeki en büyük sorununu oluşturan, kentlerin yarınları için de ciddi bir tehdit haline gelen kent güvenliği konusunda alınan tedbirler yetersiz olmaktadır. Özellikle kentlerin ve kentlerde yaşayan bireylerin güvenliği sadece yerel otoriteleri ilgilendiren bir sorun değildir. Küresel ölçekten ulusal ölçeğe ve yerel ölçekten bireylere kadar, resmi otoriteleri, özel sektörü ve sivil kişi ve kuruluşları çok yakından ilgilendirmektedir. Kent sakinleri kent güvenliğini tehdit eden suç, suçlu ve suç ortamlarıyla iç içe yaşamanın devamlı bir tedirginliğiyle kentsel yaşamlarını devam ettirmektedirler. Kentlere sinmiş ve yerleşmiş bulunan Truva Atları özellikle büyük kentlerimiz açısından korku ve kaygı kaynağı olmaya devam etmektedirler. Bu korku ve kaygı kaynaklarının yok edilmesi veya kente kazandırılması için tüm kesimlerin katılımıyla küresel, ulusal ve yerel düzeyde sosyo-ekonomik ve siyasal politikalar geliştirilip hayata geçirilmelidir. Kentlerin güvenliğinin, mevcut mevzuatlarla ve tedbirlerle ve kamu otoritelerinin üzerine atılan sorumluluklarla çözüme kavuşturulması olanaksız görüldüğü gibi, çığ gibi büyüyerek kentlerin geleceğini karartmaktadır. Kent güvenliği konusuna günü kurtarma meselesi olarak bakılırsa, yarın karşımızdaki canavar birçok kişiyi yutabilir.

KAYNAKÇA

AKYILDIZ Hüseyin ve Murat Ali DULUPÇU, “Kavramsal Diyalektik Süreç Olarak Yabancılaşma”, SDÜ-İİBF. Dergisi, C.8. S.3. Isparta 2003.

APAK Suat, Gökhan ÜLKEN ve Alper ÜNLÜ, “Yeni Bir Toplu Konut Yerleşmesinde(Güvenlik Duygusunun) Değerlendirilmesi”, İtüdergisi/a, Mimarlık, Planlama, Tasarım, C.1, S.1, İstanbul Mart 2002.

BAHAR Halil İbrahim, Poliste Demokrasi ve İnsan Hakları, Türk Demokrasi Vakfı Yayınları, Ankara 1998.

BAHAR Halil İbrahim, “Suçlarla Mücadele Politikası”,

http://www.usakgundem.com

BALCIOĞLU İbrahim ve Diğerleri, “Madde Bağımlılığı, Göç ve Suç”, Yeni Symposium Dergisi, C.39., S.4, İstanbul 2001.

ÇOLAKOĞLU Elif, “Kentsel Yoksulluk”, Yerel ve Kentsel Politikalar, Çizgi Kitabevi, Konya 2003.

GIDDENS Anthony, Sosyoloji, Yayına Hazırlayan Hüseyin Özel, Cemal Güzel, Ayraç Yayınevi, Ankara 2000.

KÖKNEL Özcan, “Gençlik Suçları”, http://www.kriminoloji.com/Genclik_Suclari-KOKNEL.htm

TOPRAK Zerrin, Kent Yönetimi ve Politikası, Anadolu Matbaacılık, 5.Baskı, İzmir, 2001.

TOPRAK Zerrin, Yerel Yönetimler, Nobel Yayın Dağıtım. 6.Baskı, Ankara 2006
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KENT GÜVENLİĞİ VE KENT İÇİNDEKİ TRUVA ATLARI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ BİRLİK HAREKETİ :: İlk kategoriniz :: KENTSEL YAŞAM-YEREL YÖNETİMLER-
Buraya geçin: